Zor olan yürümek değil, cesareti bulaştırmak

akincanolgun@gmail.com | 10 Temmuz 2017 Pazartesi

AKIN OLGUN

Evet, içimiz sızlıyor, öfkeliyiz. Milyonların oyunu almış, umut olmuş, barışı içimizin derinliklerine işlemiş, tüm şoven, milliyetçi kötülüklere rağmen, yüreklere dokunmuş, vicdanları birbirine yakınlaştırmış, omuzları yan yana birleştirmiş, birbirine uzak kalan elleri kavuşturmuş bir partinin eşbaşkanları, milletvekilleri, belediye başkanları, parti üyeleri cezaevinde. 

Hücrelerin içinde, beton duvarların arasında en ağır bedelini ödüyorlar “yeni yaşam” düşünün. 

Ki,

Düş değildi.  Düş olmaktan çıkarılmış, hayat bulmuştu.

Elle tutulur hale getirilmiş, iktidarın ve milliyetçi mutabakatın statükosunu çatlatmıştı. 

Tarihte ilk defa bir milliyetçi partinin önüne geçmiş, 80 milletvekili ile bu düşü parlamenter siyasetin ortasına oturtmuştu. 

Haset büyüktü. 

Devletin bütün kirli yüzleri, ağızları kulaklara fısıldamaya başlamıştı. “Devlet için büyük tehdit” fısıltısı hızla kendini örgütlüyor, parti liderlerinin kapısını çalıyor, bunun iktidar politikası olmadığını, “devlet politikası” olduğunu ve gereğinin yapılmasını “arz” ediyordu. 

“Anayasaya aykırı, ama evet” diyen ses böyle duyuldu. O ses ana muhalefet partisine ait değildi sadece; adaletsizlik mutabakatının ortak sesiydi.

Adaletsizlik mutabakatı, tamtakır irade sunuyordu hukuksuzluğa. 

Hiç biri “hayır” demedi. Bu suça ortak olmak istemeyenler başını kaldırınca “imza vereni partiden atarım” sesi kesti kıpırdanmaları. 

Demirtaş gözaltına alındı. 

Figen Yüksekdağ’ın evi basıldı, kapıları zorlandı ve alıp götürüldü. 

Bitmedi. Alp Altınörs’ün başına üşüştüler. Başını bastırıp, küçük düşürmek ve devletin gücünü hissettirmek için hazır beklettiler kameraları. Olmadı. Dimdik yürüdü Alp Altınörs. 

Yetmedi, Sabahat Tuncel’i aldılar.

Yetmedi, Ayhan Bilgen’i sürüklediler içeriye.

Yetmedi, yetmedi, hiç yetmedi… 

Devlet denen canavar, kötülük mutabakatıyla bir kez daha had bildiriyordu. Milyonların iradesi cezaevine çekiliyor, hakaretler, şoven bağrışmalar, manşetler eşliğinde hazır kıta resmi geçide diziliyordu. 

Öyle ya, “milli mutabakat” resmi geçitte belli olurdu. Kılları kıpırdamadı. Tiril tiril dizildiler “devletin bekası” meydanına. 

Evet, öfkeliyiz, hem de çok. Ve öfkeli olmalıyız. 

Hatırlamanın, unutmamanın başka yolunu bırakmadılar çünkü BİZlere. 

Her hatırlattığımızda, kuyruktaki çıngırak sallanıp “şimdi zamanı değil” sinyalleri veriyor. 

Dert kuyruğun başı hiç değil, çıngırak olmak için sıraya girenler. 

En tehlikeli olanı, bir başkasının çıngırağı olmaktır çünkü. 

Adil olmayanlar, hayatı ızdıraba dönüştürürler. Adil olmayanlar, şakşakçısı olurlar kralların. Adil olmayanlar, umutları haraç mezat satıp yükselmek için, ayaklarının altına alırlar. 

Demirtaş, Cizre’ye yürüdü. Ne arkasından manşet çektiler, ne bir yürek hatırlatması yaptılar. Kenar notlar gibi iliştirildiler köşelere. 

İyi insanlar birbirine aktardı olup biteni. 

“Yan yana görünmeyelim” telaşı sardı her tarafı. Korku bulaşıcıydı ve zaman görünme, ses çıkarma zamanı değildi!

Ulusların kendi kaderini tayin hakkı, “vatandaş hukuku” denen bir çembere sokuluyor, “yeni yaşam” diyenlerin başına gelenler göz önünden çekilip, “kimlik siyaseti” üzerine dökümler sıralanıyordu. 

“Su heval, su” diyordu bir ses bodrumlardan. 

“Ama hendek” sokuşturması giriyordu araya. 

Araya o kadar çok şey sokuldu ve o kadar çok ipe serildi ki cümleler, geriye yanmış, kül olmuş ve çığlıkları boşluğa savrulmuş kadınlar, gençler, yaşlılar, çocuklar kaldı. 

Adaletsizlik, “adalet, eşitlik, özgürlük” diyenleri vuruyordu. 

Dilin kemiği yoktu, hendekle başlayıp hendekle bitiriyorlardı cümlelerini. 

Hiç kimse, “şimdi sırası değil” demedi.

“Ama’lı, fakat’lı” ne varsa arka arkaya diziliyordu. 

“Önce insan” demek, “durdurun bu zalimliği” demek zor gelmişti vesselam. 

Cizre’ye gidip, hemhal olanlar bile, iç ayarcılardan payını almaktan kurtulamamıştı. 

Uzatmayalım. Şimdi sırası değil!

“Cesaret bulaşıcıdır ve bize diz çöktüremeyecekler” diyen sese kulak verelim. 

Ellerini kelepçeleyerek, tüm ülkeye güç gösterisi yapmak, iradeyi aşağılamak isteyenlere verilen “Asla!” cevabı yeterlidir. 

Ve,

“Zulmünüzden korkmuyoruz” diyen Figen Yüksekdağ’ın, “Buradayız, hiçbir yere gitmiyoruz” diyen Demirtaş’ın sözleri tek bir insana değil, milyonlara aittir.



1599
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: