‘Adalet Yürüyüşü’ biz’lere ne sağlar?

22 Haziran 2017 Perşembe

FAYSAL SARIYILDIZ


7 Haziran’dan itibaren aralıksız devam eden baskı ve şiddet siyaseti, 15 Temmuz darbe girişiminin fırsata çevrilip karşı darbenin ve yeni rejimin örülmesi, başta Kürt Özgürlük Hareketi olmak üzere devrimci ve demokrat muhalefetin topyekün imhasını hedeflemiş ve muhalefetin hareket alanı, benzeri sadece faşist devlet modellerinde görüldüğü üzere kısıtlanmıştır. CHP’nin bu faşist devlet modeline özellikle HDP’li siyasetçilere yönelik baskı ve tutuklamalarına hem sessiz kalması hem de dokunulmazlıkların kaldırılmasına ‘Anayasaya aykırı ama EVET diyeceğiz’ diyerek çanak tutması hepimizce bilinmektedir. Bir dönem medyada devletin kolonyal tetikçiliğini üstlenen Enis Berberoğlu kendisinin söylemiyle, “Dokunulmazlıkların kaldırılmasına bedeli ne olursa olsun evet demeliyiz, risk almalıyız” derken sanırım bu riskin 25 yıl olabileceğini tahmin etmemişti. 

HDP’li Eşbaşkanlarının ve vekillerinin adaletsizce tutuklanmalarında rol oynayan CHP’nin bugün kendisine dokunan yılana karşı ‘ADALET YÜRÜYܪܒ başlatması her ne kadar ironik olsa da uzun zamandan sonra batıda muhalefetin sokağa çıkması son derece önemlidir. Demirtaş’ın Cizre yürüyüşünü kriminalize eden AKP, Kılıçdaroğlu’nun Adalet Yürüyüşü’ne etkisinin kısmen sınırlı olacağını -CHP’nin pratiğinden yola çıkarak- öngörmüş ve henüz müdahalede bulunmamıştır. AKP’nin bu eylemin sonunu kestiremediği, nasıl müdahale edeceğinin kararını henüz veremediği açıktır. Bu bağlamda devrimci muhalefetin her türlü pratiğinin, henüz düşünce aşamasında bile “illegal” ilan edildiği, barış, demokrasi, özerklik gibi Türkiye siyaseti için şu an konuşma zemininin kalmadığı bir konjonktürde, toplumsal bir talep olan “adalet” için yürüyen CHP, belki de ilk defa legalite sınırlarını -her ne kadar kendileri bunu amaçlamamış olsa da- devrimci muhalefet yararına sınırlı bir biçimde genişletebilmiştir.

Sonuçları itibariyle Gezi eylemlerine benzer etkiler yaratıp yaratamayacağı tartışıladursun, asıl soru er ya da geç yeni rejime tamamen angaje olacağı bilinen CHP’nin ‘ADALET YÜRÜYܪܒnün Enis Berberoğlu gündeminden uzaklaştırılıp kaybedilen mevzilerin yeniden kazanılması ve saray tarafından açıkça düşman ya da hain ilan edilen sindirilmiş kitlelerin demokratik siyaset pratiklerine mobilizasyonunun yeniden nasıl sağlanabileceğidir. Ancak sokak hakimiyetinin yeniden tesisi ve kitle mobilizasyonunun yeniden sağlanmasıyla tutuklu milletvekillerine, Kürdistan ve Türkiye’deki hak ihlallerine dair kamuoyu oluşturulabilir. Bu bağlamda başta HDP ve HDK bileşenleri olmak üzere devrimci, demokrat ve yurtsever yapıların son derece hassas bir sorumluluğu vardır.

Türkiye tarihinde toplumsal muhalefetin devrimci karakterini sönümlendirme ve belli bir yerden sonra muhalefetin bütün militan ruhunu yok etme bağlamında CHP’nin sicili ortadadır. Çünkü kendini kurucu ideolojinin asli sahibi olarak gören CHP ve mevzi kaybeden burjuvazisi ile devletin, bürokrasinin ve sermayenin yeni emanetçisi olan AKP arasındaki hegemonik bir savaş olduğu aşikardır. Fakat bu durum aynı zamanda bizlere bu iki blok arasındaki çelişkilerden faydalanabilme imkanı sunduğu asla göz ardı edilmemeli, Sayın Öcalan’ın buna benzer şekilde Türkiye siyasetinde etkin bloklar arası çelişkilerden (Özal-Ergenekon ve Cemaat-AKP) uzun yıllar boyunca aşama aşama faydalanarak çözüm projesini siyasetin gündemine sokabilme imkanı bulduğu unutulmamalıdır.

Lenin’in Ekim Devrimi’ne giden uzun mücadelesinde Alman istihbaratını kullanarak kendisine temin ettirdiği bir trenle Rusya’ya geçtiği bilinmektedir. Günümüzde ise Rojava’da Kürtlerin aynı ideolojik kampta yer almadıkları halde ABD ile eylemde uzlaşı sağlayabildiğini deneyimlemekteyiz. Müttefiklik ilişkisi denemeyecek her iki örnekte de kriz anlarında kurulan geçici denklemlerin son derece iyi ve hassas örülmüş olması sahadaki başarıyı sağlamıştır. 



2403
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: