Recep ve çırağının sefaleti

akahraman61@hotmail.com | 17 Haziran 2017 Cumartesi

AHMET KAHRAMAN

"Şarlo" (Charlie Chaplin)’nun Hitler tipi, yolda yürürken, adamları peşinde gidiyor, üstünden geçtiği kırmızı halıyı sırtlayarak öne koşturuyor, ayakları dibine seriyorlardı.

Recep (Erdoğan)’in ise halı yerine, peşinden köşk saray koşturuluyor, Allahın rahmeti üstünde olmayasıcası Saddam gibi konakladığı ya da görüp beğendiği yere bir Saray konduruluyor, var olana el konuyordu.

"Size hizmetkar olmaya geldim" kandırmacasıyla "vergi" adı altında haraca bağladığı "sevgili milleti"nin büyük çoğunluğu donu yamalı, yarı aç, dinbaz, ürüfükçü rejimin rakamlarına göre 10 milyonu işsiz, ama Recep Sultanlar arasında bir görgüsüz Sultan…

 İstanbul’da, ne zaman nerede olacağını şaşırdığı Osmanlı’dan kalma 7 köşk ve saray, saraylarda 12 ay dört mevsim uşaklar, aşçı, garson ve badigardlar tam kadro amade…

Ankara’da, muhtarlar geçidini ve miting kalabalıklarını da ayağına getiren salonlarıyla 1050 odalı Saray, Marmaris’te, bütün görgüsüz avanesiyle yatak odalarından denize "culp" edecekleri, 300 odalı yazlık saray…

Ele geçirdiği ülke, "yağma Hasan’ın böreği"ydi. Ye babam ye, dağ, taş bitmiyor, donu yamalıların "vergi" adıyla verdikleri haraç tükenmiyordu.

Saray sofralarında da otlamaya karşılık güldüren soytarı, övgü dizen dalkavukları ile yer yüzünün uzaklarına "atta"lar yaptığı bir düzine uçak…

Uçaklarda, mafya tetikçilerini andıran, besili dövücüler de hazır. Gittiği dünya köşelerinde, "katil geldi, hırsız var" gibisinden ses çıkaran olursa ileri atılan…

Ye babam ye bitmiyor, yamalıların "vergi" adıyla verdikleri haraç paraları…

"Yardımsever işadamı" namıyla aile fotoğrafında yer alan Sarraf uluslararası Mafya düzeneğinin şefi olarak, Amerika hapishanesinde, Bankacısı da yanındaydı.

Amerika’da karakol duvarları ise Teksas’ın eski "Şerif" bürolarını andırıyordu. Bir zamanlar Şerif bürolarının duvarları, aranan at hırsızları ve katillerin resimleriyle süslüydü.

O büroların gelişmiş şekli olan karakolların duvarlarında, şimdi "TC’nin başı Recep’e giden yol" misali, adamlarının fotoğrafları sırıtıyordu.

Şimdi aynı duvarlarda, Recep’in, Amerika’daki Kürtlere saldırmaktan aranan adamlarının resimleri yan yana sıralıyordu. Üstünde de aranan haydutlar için kullanılan "Wanted" (aranıyor) terimi...

İş ve suç birliği yapmakla suçlandığı Haydut Bağdadi’nin öldürüldüğünün açıklandığı şu günlerde, "Wanted" Recep’i mi işaret ediyordu, bilinmez, ama bu gibiler için, dünyanın dar olduğu bir gerçekti.

Yerine göz dikenlerin, bir anda "demokratlık" maskesi takmaları da, "sonun başlangıcı"nın kuvvetli deliliydi. Çünkü, hep böyle olurdu.

Kemal Kılıçdaroğlu ise taklide çalıştığı Gandi’nin karikatürü olarak yürüyüşteydi.

Oysa, düne kadar, muhalif rolündeki zulüm destekçisiydi. Kalıbından çıkıp zincirleri koparan ırkçılığa tapınarak, Erdoğan’ın yolunda ilerleyip Türk ırkçılığını, Müslüman Kardeşler ve IŞİD dinciliği ambalajına dolayarak şovenizm azgınlaştırıyor, bu konularda, onunla yarışa çıkıyor, birincilik adına Ekmeleddin’i Cumhurbaşkanı adayı, MHP’li Mansur’u da Ankara belediye başkanı adayı yapıyor, ırkçılığın kurbanı ve kendi kannında boğulan akrabalarının anısına söven bir divane kurt işareti yapa yapa ortalıkta dolanıyordu.

Oysa, kurtlaşma zamanı değildi. Topyekün kurtlaşma, insanlığın topyekün ölümü demekti. Ordusu, polisi, adliyesi, medyasıyla iktidar bunu yaparken, ortalıkta yeterince Hitler hayaleti, IŞİD (DAİŞ)’in başı Bağdadi’nin gölgesi dolaşırken, bir nefes özgürlük, bir yudum insanlık serpecek görüntüye ihtiyaç vardı. İnsanca bir sese…

Ama Kılıçdaroğlu, Kürtler topluca katledilirken, "terörle mücadeleye destek" diyerek, Recep rejiminin devlet terörüne arka veriyordu. Kürdistan yıkılırken, bir milyon insan kendi ülkesinde mültecileşirken, suskunluğuyla terör devletine güç katıyordu. Bebeklerin maması, çocukların ekmeği çalınırken, esir alınan sivil, savunmasız insanlar diri diri yakılırken, Miray bebek, Cemile çocuk, Taybet nineler katillerin nişancılığında bahis tahtası yapılırken, Kılıçdaroğlu meydanlarda yoktu.

15 Temmuz 2016, karşı darbe için bir kurguydu. Üç gün önce Recep gidip Marmaris’e, "Bön Ali" Ilgaz tüneline saklanmış, sonra kurtarıcı gibi belirivermişlerdi.

Ardından hak, hukuk kırımı, insan kıyımı başlamış, Kürt seçilmişlerin parlamento dışına atılmasını öngören dokunulmazlıkların kaldırılması, onun desteği ile Anayasa maddesi haline gelmişti. Bir siyası parti (HDP), sivil darbe ile kuşatılmış, bütün lider kadroları ve belediye başkanlıkları zindanlara sürüklenmiş, Kürdistan sokakları işkence mahaline dönüşmüş, Türk halkının vicdanı olan yazarlar, gazeteciler, akademisyenler de zindana tıkılmıştı. Gaspçı, talancı IŞİD adaleti zamanıydı…

Oysa içinde, sosyal demokrat dediğimiz vicdanlı bir kitle de vardı. Kılıçdaroğlu, sadece bu kitlenin sokağa çıkmasına izin verseydi, katil durdurabilirdi. Bu sayede partisi, insanlık arayan kitleler için umut olacağı için güç ve iktidar alternatifi olurdu.

İsmet Paşa bile 1960’larda DP’ye, 1960’larda da Demirel’e karşı insani ses vererek güç olmuş, Denizlerin idamına bile karşı çıkmış, ip sürecini yavaşlatmış ve kazançlı çıkmıştı.

Kılıçdaroğlu ise Recep’in çıraklığına soyunmuş, bıraktığı yerden devama adaydı. O nedenle, sıra kendisine geldiğinde yalnızdı. CHP bile sahip çıkmamış, bir kaç yüz kişi ile çıktığı Gandicilik rolünde, yalnız bir Gandi karikatürüydü.



2120
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: