Ve sıra Sözcü’ye de geldi!..

akahraman61@hotmail.com | 20 Mayıs 2017 Cumartesi

AHMET KAHRAMAN

Recep "Reis"in gezgin linç taburlarının "Washington harekatı"nın tetiklediği yeni krizi yazmaya niyetlenmişken, ajansların sabah köründe, terör devletinin Sözcü gazetesini muhasara altına alma anonsuyla durakladım.

Sonra suhulet içinde, tasarladığımdan vazgeçtim.

Hiç şaşmamıştım, olanlara. Hitler rejimini yaşayan Rahibin deyişiyle "sıra onlara gelmiş"ti. Kamu oyunda da gözle görülür tepki yoktu. Olsaydı şaşardım. Çünkü tepki gösterecek kimse de kalmamıştı.

Ayrıca, İslamo Faşizmin karekteri belli, bilinendi. Karektersizlik yalana, dolandırma ambalajına sarılı olarak hafızalarda taptazeydi.

Yeni atakla bilenini, kendisine yakışanı yapıyordu. Olanlar şaşılası değildi. Onlar, iktidara geliş ve el koyup yerleşme sürecinde, her yerde aynıydı. Sadece yer ve zaman değişikti.

Muktedir olma sürecinin senaryosu gereğince, türlü yalaklıkla el, ayak yalamacılığı mubahtı. Bu konuda donanımlıydı, onlar. Dalkavukluk taliminden geçtikleri üzere güçlüye "elini ver, öpim abi" diye yaltaklanmaları, vaziyeti kotarma göreviydi, onların.

İnsaniyet bile onlardaydı. Terbiyeli, saygılıydılar. Önleri ilikli, boyunları bükük bakıyorlardı. Bütün bunlar, hedefe yerleşene kadardı. Sonrası, kuyruk kaldırma zamanıydı.

Afganistan’da, İran’da, Mursi’nin Mısır’ında böyle olmuştu, TC vaziyetleri de, aynen böyleydi...

TC’de kendi dinleri, imanlarına uygun bir devlet yaratmanın önünde engel gördükleri, ordunun Kemalist mangalarını ortadan kaldırma harekatı sırasında, aynen Mısır’da, Afganistan, İran’da olduğu gibi demokratlar, aydınlardan destek almak için, şirinlikler dağıttılar. Onlara insan ve insani göründüler. Ahmet Altan’ı bile ikna edecek güler yüzlü, demokrat ve anti militarist kıvılcımlı masklar taktılar.

Çünkü geçmiş, insanlık harabiyetiydi. Kürdistan’ın bütün kesimleri ruhen ve de bedenen cılk yaralı, yaralar kanıyordu.

Kürtlerin yarasını bildikleri için, gönüllerini alacak sözleri, ağızlarında hazırdı. Yüksek sesle, "Kürtlere zulüm ettiler" dediklerinde, Kürdün ruhu çiçekleniyor, insanlar "insaniyet geldi" diye çığlıklanıyorlardı. 

Sonrası da vardı. Kemalistler, yıllar yılı Kürtlerin köküne kibrit suyu dökmüş, soylarını kurutmaya çalışmışlardı. Bunlar, şimdi dünya görmüş bir duyarlılıkla kardeşçe diyalog kapılarını aralıyor, anlaşma için süreçler başlatıyorlardı.

Onun için, generallerin avını uzaktan, ilgisizce seyrettiler. Türk toplumu da öyle...

Hatta, Reis Recep, "ben onları itham edip mahkumiyetlerini isteyen savcıyım" dediğinde sevinç hareleri göğe tırmanıyordu.

Irak’ta Saddam’ın heykelini tekmelemek neyse, TC’de generallerin düşüşü de öyleydi. Tabii ki, her şey, İslamo Faşizmin muktedir olmasına kadardı.

Ordunun burnu yere yapıştırıldıktan hemen, rüzgar yön değiştirdi. Fethullah Gülen ortaklığına artık ihtiyaç yoktu. An tek liderliği ihya etme, ortaklığa tekme vurma zamanıydı.

Ve öyle oldu. Fethullah ile bütün kadrolarıyla birden bire düşman ilan edildiler. Yeni devşirme, dost güç hapisteki Generallerdi. Erdoğan, suçlayan savcı görevini unutmuş, mahpuslar da hafıza kaybına uğramış, geçmişe çizgi çekmişlerdi.

Generallerin yeni hayatında Erdoğan, "Sezuan’ın iyi insanı" idi. Her şey, bütün kötülükler kumpasçı, tuzakçı, hain Fethullah’ın oyunu idi. O etkisizleşince "vatansever" Erdoğan’ın işaretiyle kapılar açılmış, hapishaneler boşalmış, eski cellatlar "kurtarıcı" oluvermişlerdi.

İçerden çıkanlardan kimileri, Türk solunun eski ana kollarından Aydınlıkçıların safında iktidar hizmetindeydi. Kimileri, bağımsız kisvesi altında "Erdoğan güzel, Fethullah hain ve çirkin" diye sloganlar atıyor, Genelkurmay eski Başkanı Başbuğ da konferanslar kuşu kimliği ile ortada "vit" gibi dönüyordu.

Sözcü gazetesi de bunlara "sözcülük" ediyor, bazı yazarları da "rejim güzel devran, davranış kötü" dercesine, ara ara temelinden sarsılmış Kemalizmin yasını tutuyor, yıkılan Atatürk heykelleri, yasaklanan bayramlar için göz yaşı döküyorlardı.

Bu arada Türklerin diyarı insanlık yangını yeri, Kürdistan yıkıntıydı. Binlerce Kürt esir, mahpustu. Ölü bedenler dizi diziydi. Sözcü’nün sayfaları "Kürtlere karşı kazanılmış zaferlerle" doluydu.

Kürt kesiminde muhalif bütün sesler susturulup medyanın kapılarına kilitler vurulurken, Cumhuriyet gazetesi yönetimi esir alınırken, yetişkinleri bırakın hapishaneler bebeklerle doldurulurken, işine, kazancı, malı, mülküne el konulmuşu, zindan atılmışıyla yüzbinlerin hayatı paralanırken, Sözcü kendi havasındaydı. 

"Bana da sıra gelecek" demiyordu, gazetenin sayfaları. Oysa Faşizm, Rabia cinsinden İslamik de olsa "teklik" üzere işliyordu. Tek ses üzere...

Sözcü Kemalizme özlem ile farklı sesti. Buna izin yoktu. Sonunda onlara da sıra geldi. Acıyanı, seveni varsa bile, bunların sesini yayacak kurum "yok" denecek kadar azdı...

Demek ki, Faşizm gelince, sadece Kürtleri vurmuyordu. Demokrasi, insani haklar, özgürlükler sadece Kürtlerin davası değilmiş. Kırım günlerinde, "çaktırmadan yandaşlık" edenler de, an gelir paylarını alırlardı. 



2267
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: