Acıklı bir Washington masalı

harunercan@gmail.com | 20 Mayıs 2017 Cumartesi

HARUN ERCAN


Türk Konsolosluğu önüne yanaşmış olan makam arabasından Erdoğan inmek üzere. Dışarıdan sesler duyuluyor. Polislerin aktardığı sayıya göre 9 eylemci var. Birinin elinde megafon, “Baby Killer Erdoğan!” yani “Katil Erdoğan” diye slogan atıyor. Sesleri duyan Erdoğan makam arabasından inmiyor. Güvenlik korumasını çağırıyor. Erdoğan’ın korumasına ne söylediğini bilemiyoruz. Ama hemen ardından Erdoğan’ın korumaları eylemcileri topluca darp etmeye başladığını biliyoruz. Eylemcilerin tamamı hastanelik olacak düzeyde dövülüyor. Bu olayın üzerinden çok vakit geçmeden hadisenin görüntüleri Amerika’nın Sesi yani Amerikan Devleti’nin doğrudan fonladığı basın kuruluşu tarafından paylaşılıyor. ABD’nin önde gelen tüm basın-yayın kuruluşları bu haberi geçiyor. Basında Trump-Erdoğan görüşmesi neredeyse gündem dahi olmuyor. Hemen ardından ülkenin önde gelen kanallarında hukuk profesörleri çıkartılarak diplomatik dokunulmazlığı olan korumalar hakkında hukuki işlem yapılıp yapılmayacağı tartıştırılıyor.

Cumhuriyetçilerin önde gelen isimlerinden John McCain, NBC’ye çıkıp “Türkiye’nin ABD Büyükelçisinin def olup gitmesi gerekir” diyor. Sonrasında ise Türkiye Büyükelçisi ise ABD Dış İşleri Bakanlığına çağrıldı ve uyarıldı. Normal şartlar altında, ABD’nin müttefik olarak gördüğü bir devlet başkanının konu olduğu bu gibi bir skandalın sümen altı edilmesi aslında çok zor bir iş değil. Erdoğan’ın korumaları benzer bir skandala geçen yıl da Brookings Enstitüsü önünde imza atmışlar ve Obama yönetimi olayın üstünü örtmeye çalışmış ve sonrasında hiçbir yaptırım uygulamamıştı. Peki bu sefer bu hadise neden bu kadar büyüdü?

İki temel sebebi var. Birincisi, başkan olup iktidar olamayan Trump her kimle poz verse ABD içinde bürokrasi, medya veya kamuoyu tarafından “bu işte bir sıkıntı vardır mutlaka” diye bakılıyor. İkincisi, mevzunun, özünde Trump başa geldiğinden bu yana hiçbir zaman gündemden düşmemiş olan ifade özgürlüğü ile ilgili olması. ABD’de liberal demokrasinin temel taşı olarak görülen ifade ve protesto özgürlüğü Trump tarafından aşındırıldığı için ABD içinde tam anlamıyla bir aşırı hassasiyet konusu. Erdoğan ve korumaları böyle bir denklemin içinde oldukların pek bilincinde değillerdi herhalde. Uzun lafın kısası, Erdoğan bu konjonktürde ve bu şekilde Washington’a hiç gitmemiş olsa itibar ve imaj bakımından daha görece iyi durumda olacaktı. Diğer yandan, AKP iktidarı ve Türkiye için tüm bu olumsuzluklar Trump-Erdoğan görüşmesinin hiçbir sonuç üretmeyeceği anlamına gelmiyor. 

ABD yönetiminin Erdoğan’ı ağırlama şekline bakıldığında,  mümkün mertebe Erdoğan’ın sonrasında yine kontrolsüz hareketler yapmasına sebep olabilecek düzeyde bir ihtimam göstermemeye özellikle dikkat edildiği görülüyor. Toplamda 20 dakikalık konuşma süresi, gazetecilerden Erdoğan’ın soru almasına izin verilmemesi, basın toplantısındaki çeviri rezaleti de bu durumu apaçık ortaya koyuyor. Tüm bunlara rağmen, ABD yönetimi için YPG kararı sonrasında Türkiye ile ilişkilerinde hasar kontrolü yapma perspektifiyle bu görüşmeye siyasi anlam atfettiği açık. Hasar kontrolünün parçası olarak da ABD’nin PKK’ye yönelik Türkiye’nin düzenleyeceği yeni saldırı dalgasına yeşil ışık yakmış olması yüksek ihtimal. Bu doğrultuda, ABD ile iyi ilişkileri olan ve PKK’ye karşı agresif olma noktasında aşırı gönüllü olmayan bölgesel aktörlerin Türkiye’ye tam destek olması noktasında ABD önümüzdeki süreçte rolünü oynayacak gibi görünüyor. Haliyle, PKK’nin Güney Kürdistan’daki askeri varlığına yönelik bir kara operasyonu yakın dönemde daha da ciddi bir olasılığa dönüşmüş durumda. 

İki gün önce ABD’nin ilk kez Suriye’nin güneyinde Ürdün sınırında İran ve Suriye güçlerine yönelik ÖSO güçlerini koruma amacıyla yaptığı hava saldırısı ise dikkate değer bir kırılma noktası teşkil ediyor. ABD’nin temel gayesi, Suriye güneyinde İsrail için bir nevi tampon bölge işlevi görecek yeni bir cephe açmak. Görünen o ki, ABD, özellikle İran’a bağlı güçlerin ve Hizbullah’ın bulunduğu yerlerde, Suriye savaşını tırmandırmaktan çekinmeyecek. Muhtemelen Erdoğan’ın ABD’ye davet edilmesinin pek konuşulmayan diğer bir boyutu da İran faktörüydü. Bu hafta İran seçimlerinden çıkacak sonuca göre ABD’nin İran’a karşı daha sert veya uzlaşmacı bir politika belirlemesi yüksek olasılık. Haliyle, ABD için İran ile savaşın tırmanacak olması, Türkiye’ye önem kazandıran diğer konu haline geliyor. Bu çerçeve içinde, şimdiye kadar dışarıdan destek alamadığı için önemli bir eşik atlayamamış olan Türkiye’nin savunma sanayisi için ABD’li şirketler daha aktif bir rol oynayabilir. 

Erdoğan’dan hemen sonra Washington’un başka bir ziyaretçisi vardı. Kolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, Trump’ı ziyaret etti. Basına birlikte yaptıkları toplantısı öncesinde diz dize oturup poz verdiler. FARC ile barış görüşmelerinde ciddi aşamalar kaydetmiş bir devlet başkanı olarak kayda değer düzeyde saygı görmesinin yanı sıra temelde uyuşturucu ticaretine karşı mücadele konusunda kararlılık mesajları verdiler. Elimizde iki fotoğraf var. Birinde Erdoğan’ın korumaları göstericileri dövüyor. Diğerinde barış yapanların saygı ve itibar ile ödüllendiriliyor. Türkiye ise kendi seçtiğini yaşıyor. 



1394
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: