Hırsız yakalandı ama…

akahraman61@hotmail.com | 20 Nisan 2017 Perşembe

AHMET KAHRAMAN

Kürdistan, yüz yıldan beri, Türk ırkçılığının insani değerlere aman vermeyen işgali altındadır. Sömürge rejiminde bile görülmeyeni ile her Kürt düşman unsur olarak doğar.

Barbarlık bu ya, diri diri yakılırlar. Türke karşı Türklüğünü kanıtlama yarışında, üç aylık Miray bebeği, Cemile çocuğu nişangah yaparlar. Katledilmiş Kürtleri, oğulları, kızlarının gözü önünde, aç sokak köpeklerinin önüne atarlar.

Şehirlerini içinde yaşayanların başına yıkar, köylerini, "zafer meşalesi" niyetine yakarlar. Yüz yıldır, yani 1920’deki Koçgiri kırım ve yıkımdan beri, Kürtlerle Türklerin "kardeşlik masalı" bu şekilde sürer ve kan nehirleri yolunda gider.

Kürdistan toprakları, iki seneden beri, yeni baştan kanatılıyor. Sırası gelen bölgeler tek tek, bıçak altına yatırılıyor. Öteki parçalar ise karış karış Kürde yasaklıdır. Dağlar, yayla, mera ve tarım alanlarının göklerinde, yerde yürüyen karıncanın hareketlerini, kelebeğin kanat hışırtısını de takibe alan elektronik gözetleme aygıtları uçuşuyor, sivri sinek bulutu gibi.

Şüphe çeken her hangi bir kıpırtı, canlıların nefeslendiğine dair ses ve ısı yayan yaban hayvan inleri, dağ keçilerinin barındığı mağaralara gökten kazan bombaları yağdırılır.

Köyler, sıraya konmuş gibi bölge bölge ev hapsindedir. Yalnız insanlar değil, hayvanlar da damda mahpustur. Gökten bomba yağar korkusundan kimse, bitişikteki ahırın, gomun kapısını aralayıp içeride ölen ve kalanların hallerilerine bakamıyor.

Türk ve Kürt kardeşliği, Hitler’in esir kampı tadında, böyle sürüyor, yüz yıldan beri. Tadına doyamayanlar, sokaklarda "yaşasın halkların kardeşliği" şarkısıyla komiklik yapıyor, komikliğin üstüne de kahkaha niyetine "ortak vatan" viraneliğini oturtuyorlar.

Ve geçtiğimiz Pazar günü, "ortak vatan"da, adına "referandum" denilen "Türk tipi seçim" vardı. Diktatörlük nizamnamesinin oylaması…

Ama bir Türk tipi seçim oyunuydu, bu. Partilerin, sandık başlarında gözlemci bulundurmak, sözde haktı. Ancak, Kürtlere buna yer yoktu. Kürt gözlemciler ite kaka aşağılayarak uzaklaştırılıyor, meydanı Erdoğan’ın "saf kan Türk cengaverlerine" kalıyordu.

Bir ilde, bir bölgede değil, Kürdistan genelinde asker ve polisin tehditkar kuşatması altında oy kullanılıyordu. Böylece, sandıkta da "tek" sağlanıyordu. Tek seçici, devleti temsil eden tüfekli güçlerdi…

Kapalı kapıların ardında sandıkların nasıl doldurulduğunu, iş yapanlardan başka kimse bilmiyordu.

Görünen yüzüyle kalpazanla, dolandırıcı ve oy hırsızlar, "tarihi sıfırlama" olayından sonra, bir kere daha dokunulmazdı. Mesela, Muş’un Hasköy ilçesinde mukim, Arabistan Orta Asyasından göçmen "has Türkler”, eserleriyle övünüyorlardı. Dağdibi köyünden Rıdvan Işık, elinde tüfekle oy sandığının bulunduğu binanın kapısında kameralara gülümseyerek, vatan için nöbette olduğunu söylüyor ve "sandığımda 305 oy var, hepsi de evet" diyordu.

Aynı ilçede Araplardan kimileri beş, kimileri de onlarca defa oy kullandığını vatana hizmet olarak açıklıyordu.

Bazı yerlerde ise muhtarlar, maksat nizam ve intizam olsun diye köylüler adına topluca oy kullanıyordu. Mühürsüz zarflara konmuş pusulalar ise sabah erkenden sandıklara atılıyordu.

Şehirleri yıkılarak, yerinden yurdundan edilmiş Kürtler adına, kimisi oy kullandığı Türk tipi Faili meçhul Kürt cinayetleri gibi meçhul kalıyordu. Ama isimlerin karşısında parmak izi veya karalama birer imza vardı. Datça’da inşaat işçiliği yapan 200 Urfalı köylerinde, Erdoğan’a evet oyu veren olarak çıkıyorlardı karşımıza. 

Ve ikibuçuk milyon mühürsüz zarf, referandumun kaderini değiştiriyor, diktatörlüğe zafer kapısı açıyordu.

Bu zeka yoksunu, espirisi olmayan zorbalığa dayalı bir kaba hırsızlıktı.

AKAM adındaki anket şirketinin sahibi Kemal Özkiraz, hırsızlığı ayağa düşürme, dolandırıcı Sülün Osman sanatının karizmasını yerle bir eden bu olaydan sonra, mühürsüz hırsızlığın çoğunlukla Kürdistan’da yaşandığını söyleyerek, ”bu ülkede artık sağlıklı anket yapılamaz" diyerek şirketini kapatıyordu.

Bu arada CHP, oy hırsızlığını Yüksek Seçim Kuruluna teslim ediyor, ama o Erdoğan lehine gelişen olayı meşru ve de yerinde kabul ederek, hırsızı yakalayanı adeta cezalandırıyordu. Bütün bunla olurken, Erdoğan başını uzatıyor "atı alan (çalan) Üsküdar’ı geçti" zaferini sevgili halkıyla paylaşıyordu.

Bu arada, Kürtleri Erdoğan’a yamamak isteyenler, hırsızlık ve dolandırıcılığa "malı bulmuş mağribi" gibi sarılıyor, mesela çıkar umduğu her arabaya binmekle ünlü Altan Tan adındaki bir müteahhit, "Kürtler Erdoğan’ı kurtardı" diyerek, "hani ya benim payım?" dercesine, birilerine "vefa borcunun ödenmesi lazım" göndermesi yapıyordu.

Oysa Kürtler onurlu insanlardı. Köyleri, kentlerini gözden çıkarma pahasına katillerine destek olmamışlardı. Oylar çalıntıydı. Dolandırıcılık ürünüydü. Gerisi askerlerin, polislerindi. Aileleriyle birlik bir milyonluk yeni yığınak var, Kürdistan’da…



1658
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: