Bu kanunsuzluğa hep beraber hayır demeli

20 Nisan 2017 Perşembe

ZILAR STÊRK

YSK, 16 Nisan referandumunda AKP ile beraber büyük bir suç işledi. YSK’nin ilgili kanununa göre seçim sandığına atılan zarfların üzerinde ilçe seçim kurulunun ve sandık seçim komisyonunun mührünün olması gerekiyor. Sandıktan çıkan mühürsüz zarflar geçersiz sayılır. 16 Nisan referandumunda iki buçuk milyona yakın zarfın mühürsüz olduğu, sayım sırasında ortaya çıktı. YSK ne yapacağını AKP yetkililerine danışarak kararlaştırdı. YSK kanununa göre geçersiz sayılması gereken iki buçuk milyona yakın oy, AKP-YSK işbirliği temelinde geçerli sayıldı. YSK Başkanının özrü kabahatinden beter. Daha önceki seçimlerde de bu şekilde mühürsüz olan oy zarflarını geçerli saymıştık diye açıklama yaptı. 

Demek ki AKP hükümeti dönemi boyunca, seçim sonuçlarının sayılmasında bu kanunsuzluk hep olağan hale gelmiş, normalleştirilmiş. Anlayacağınız AKP yıllardır tarzı tutturmuş ve her seferinde tekrarlayarak sonuçları kendi lehine yükseltmiş. Bu oyların seçim ortamı dışında hazırlanmış sahipsiz, sahte oylar olma olasılığı çok çok yüksek. Zaten ne hacetse bu seferki referanduma Türkiye genelindeki katılım oranında gözle görülür bir artış olduğu söylendi. Oysa OHAL koşullarında seçime katılım oranında bir zayıflığın yaşanacağı yönünde ciddi kaygılar vardı. Demem o ki, katılım oranındaki bu sürpriz artış da unutulmadan bir köşeye not edilmeli. 

Aydınlatılması gereken bir yan da, sayım sırasında YSK’nın yarım saate yakın verileri kamuoyu ile paylaşmayı engellemiş olması. Bu dakikalar içerisinde neler oldu, bunun açığa kavuşturulması gerek. Türkiye’nin yarısı bu haksız sonuca itiraz ediyorken, YSK’nın bu itirazlara resmi cevaplar oluşmadan sonuçları açıklamaması lazım gelirdi. Ancak AKP ile suç ortağı olan YSK başkanının, yapılan itirazlardan çıkacak sonuçları beklemeden açıklama yapması da  cabası oldu.

Mühürsüz zarf skandalının yanı sıra bir de Türkiye’nin görmediği, gündem yapmadığı Kürdistan’a özel uygulamalar oldu. Burjuva basını bunları görmezden geldi. Bunların görülmesi lazım. Çekilen bu görüntülerin tüm Türkiye’ye bir şekilde gösterilmesi lazım. Değişik ülkelerden seçimleri Kürdistan’da gözlemci olarak izlemeye gelen birçok demokrat gözlerine inanamadı. Gördükleri manzaralar karşısında şaşırıp kaldılar. Sandıkların kurulduğu okulların etrafı saray çeteleri ve zırhlıları ile çevrelenmiş. Bazı yerlerde seçim salonlarına girilip insanlar tehdit edilmiş. Kimi yerlerde bunu askerler yapmış kimi yerlerde ise muhtarlar... Kimi yerlerde AKP’lilerin oy pusulalarını açık ve seri bir şekilde mühürlediği ve mührü “evet” e bastığı görülmüş. Sonra da sandığa atmış tabii. Tüm bunların çekim ve görüntüleri var. Bu çekim ve görüntülerin hepsi, yapılan seçimin sonucunda nasıl “evet” çıktığının kanıtı oluyor. Bu kanıtlar, sonuçlara ilişkin açılacak davada değerlendirilecek önemli materyaller oluyor.   

Ortaya çıkan sonucu belirleyen sadece seçim günü yapılan baskı, engelleme, hile ve kanunsuzluklar değildir. Seçim öncesi Kürdistan’a yaşatılan vahşeti de unutmamak gerekir. Kürdistan kentlerinin top ve tanklarla yakılıp yıkılması, yüzlerce günahsız sivil insanın bodrumlarda diri diri yakılması, Kürdistan belediyelerine el konup kayyum atanması, seçilmiş belediye eşbaşkanlarının ve meclis üyelerinin tutuklanması, HDP eşbaşkanlarının ve milletvekillerinin, onlarca yönetici ve yüzlerce üyesinin tutuklanıp zindanlara atılması, referandum hazırlık sürecinde her gün onlarca, yüzlerce üye ve çalışanının tutuklanmasını görmek hesaplamak lazım. Bu sistemli ve planlı yürütülen bir süreçti. O yüzden sadece seçim günü yapılanlar ile sınırlı ele almamak gerekir. Türkiye demokrasisi ve Kürtler’in el ele verip AKP-MHP’nin yaptığı hile, haksızlık ve uyguladığı faşizmin hesabını sormasının tam zamanıdır şimdi. Çünkü adaletin gücü ortaya çıkarmaya yetse de yetmese de, gerçekte kazanan öyle açıklandığı gibi “evet” değil, HAYIR olmuştur kesinlikle. 

Bir ülkenin yönetim sistemini değiştiriyorsunuz, rejim değişikliği yapıyorsunuz. Bu değişiklikleri, artık on yıllarca değişmeyecek anayasa maddelerine çeviriyorsunuz ve ülkenin yarısı bunu desteklemiyor. Pardon ama hangi meşruiyetle ve nasıl yönetirsiniz bu ülkeyi?



342
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: