Newroz’da devrimci nostalji

Selimferat@web.de | 21 Mart 2017 Salı

SELİM FERAT


Diyarbekir’deki Newroz kutlanmadan birkaç gün öncesinde, Duran Kalkan’ın PolitikART’daki çıkan "Kürdistan’ın ilk Gerillaları“ yazısını itinayla okudum.

Yaşamlarını kısaca aktardığı isimler arasında, yazının iki sayfasında beş fotoğraf karesinde yer alanlar, yakından tanınıyor: Kemal Pir, Cuma Tak, Salih Kendal, Mehmet Karasungur, Abdullah Ekinci, Mahsum Korkmaz.

Kalkan’ın yazısına konu olan şahsiyetlerden biri, 1978’in sonu ya da 1979’un Newroz aylarında Varto’ya gelen Mehmet Karasungur‘u hatırlıyorum. İsmini veremeyeceğim bir Avukat‘ın yazıhanesinde onunla tartışma imkanımız oluştu. O tarihten önce Varto’ya, yine ilk Gerillalardan olan Zeki Palabıyık gelmişti. Zannediyorum, Zeki Palabıyık, önceden yaptığı, "politik fizibilite“ çalışması sonunda, kazanılması gereken isimleri tesbit etmiş ve Karasungur’dan onlarla görüşülmesini istemişti. 

Yazıhaneye girdiğimizde Karasungur, sağ tarafta bir sandalyeye oturuyordu. 

Selamlaştık. Konuşmaya başladık. Zeki Palabıyık’ın sesi gür, Karasungur’un ki yumuşaktı. Zeki hareketliydi, Karasungur, sakindi ve tane tane, orta tonda konuştu.

Sonra, dönemin siyasi atmosferine uygun bir gelişme oldu. İçeriye giren birkaç kişi, konuşmaya müdahale ettiler ve o sohbete de nokta kondu; Biz olduğumuz yerde kaldık, O, yürüdü gitti.

Hafızamda, Mehmet Karasungur’un PolitikART’daki fotoğrafındaki hali kayıtlı...

Okuduklarım bende, "Kürdistan Gerilla’sının Sosyolojisi“ gibi bir çalışmanın eksikliğini çağrıştırdı.

Çerçevesini koyarsam: Nerelerden sahneye çıktı o dönemin "bilinmeyen“, sonradan "idolleşen“ isimleri? 

Babaları "meşhur“ olmayan, çıkışları "şok“, iddiaları yüksek perdede olan bu adamların dayandıkları "sosyal zemin“;

Önemlisi, onları çetin bir mücadeleye zorlayan nedenler, şartları açıklamak gibi bir çalışmanın eksikliğinden bahsediyorum.

Yazı, "Devrimci Nostalji“ olarak adlandırabileceğim, o dönemin tanığı olan Duran Kalkan’dan sonraki nesillere aktardığı selektif bir sunum.

Sunu çerçevesinde, bir yol haritasına işaret ediyor: Hilvan-Botan-Güney Kürdistan.

Gerilla Hareketi’nin mücadelesinin yükseldiği alanlar, daha önce Mustafa Barzani Peşmergeleri’nin manevra alanları oluyor.

Bu da mücadele sosyolojisinin belki de ilk verileri.

Gerilla Hareketi, Kürt siyasetine "yabancı olmayan“ sosyal hücreler üzerinden, Kürt siyasetine "yabancılaştırılan“ merkezleri kuşatmak için harekete geçiriliyor.

Bugünkü Rojava, o zamanların Güneybatı Kürdistan’ı, tüm zamanların Kürt Hareketlerine ev sahipliği yapmış ve Kuzey Kürdistan’dan sürgün gidenlere (Osman Sebrî, Cegerxwîn, Nurî Dersimî vb.) barınak sunmuş, siyasi mücadelelerin başını çekmezse de, onlara kucak açan ve Kürdistan’ın "savaşçı deposu"ydu; Gerilla için de ilk çekim alanlarından biriydi.

70’lı yılların sonu, tüm zorluklara rağmen, "yaşam ve ölüm arasındaki mesafesizliğin“ birçok dönemden daha da belirgin olmasına rağmen, "Gerilla Efsanesi/Nostaljisi“nin de start bulduğu dönemdir.

70’li yılları aktarmak için, isabetli bir tanımlama olarak aktarıyorum:

Albert Camus, "Sisyphos Efsanesi“ eserinde, O’nun hedefine ulaşmasını, "mekan ile ölçüldüğünde, göğü, zamanla ölçüldüğünde, derinliği tanımayan“ bir çabanın eseri olduğunun altını çiziyor. 

Kürdistan Gerilla Hareketi’nin zamansız bir zamanlılığa, ölçüsü olmayan bir derinliğe ve sonsuza dek kendisini yenileyen bir duruş sergileyeceğine tanık olmak umuduyla!...

Newroz pîroz be...



614
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: