Newroz ruhuyla faşizme dur denilecektir!

11 Mart 2017 Cumartesi

MUZAFFER AYATA

AKP 7 Haziran’da iktidarı yitirdi. Aldığı oylar tek başına hükümet olmasına yetmiyordu. Bunun yanında HDP şahsında demokratik bir seçenek etkin olarak politik sahneye çıkıyordu. Bu gelişim MHP dahil ırkçı ve faşist tüm çevreleri ürküttü. Bu yüzden hızla harekete geçip darbe sürecini başlattılar ve seçimleri geçersiz kıldılar. Bunun seçime, halk iradesine bir darbe olduğunu Kılıçdaroğlu da dile getirdi.

Bu faşist ve ırkçı savaşçı blok günümüze kadar derinleşerek sürdü. Temelinde Kürt halkına düşmanlık ve demokratik muhalefeti ezme stratejisi vardı. 24 Temmuz’da savaş başlatıldı. Kürtlere düşmanlık sınırlar dışına taştı. DAİŞ ve El Nusra gibi insanlik düşmanı çetelerle Kürtleri ezemiyince Türk ordusunu Suriye’ye soktular. Sur, Cizre, Nusaybin gibi Kürtlerin tarihi şehirleri yerle bir edildi. Kitlesel katliamlar dünyanın gözü önünde yapıldı.

AKP mevcut haliyle iktidarda kalamayacağını ve Kürtleri ezemeyeceğini iyi gördü. Bu açıdan ırkçı ve faşist güçlerle ittifaka gitti. 2002’den sonra Fethullahçılarla ittifak yapmıştı. O dönem yükselişte olduğu bir dönemdi. Avrupa dahil, liberal çevrelerle ilişkilerini iyi tutmaya çalışıyordu. Devlette güçlenip yerleştikçe despotik ve milliyetçi-devletçi karekterini açığa vurdular. Devleti ele geçirme konusunda Fethullahçılarla karşı karşıya geldiler ve çatıştılar. İşi kumpaslara ve darbeler kadar vardırdılar.

AKP’nin MHP ve Ergenekoncular, Perinçekçilerle kurduğu ittifak ise yükselişe geçtiği dönemin değil, tersine inişe geçtiği ve iktidarı yitirmeye başladığı bir dönemin ittifakıdır. Bu açıdan mevcut ittifakın Fethullahçılar kadar bir ömrü olamaz. İttifak savaşı sürdürme ve faşizmi kurumlaştırma ittifakıdır. İttifak güçlerinin tümü zayıflamış ve tek başlarına ayakta kalma şanslarını yitirmişlerdir. Bahçeli’nin partisinde bile ayakta kalamadığı ortaya çıktı. Bu açıdan ırkçı ve savaş yanlısı güçler birbirlerine sarılarak ömürlerini uzatmaya, „sözde devletin bekasını, birliğini” kurtarmaya çalışıyorlar.

Bu savaş bloku 12 Eylül anayasasıyla bile yürüyecek durumda değildi. Onun için 12 Eylül rejimini, anayasasını restore etmeye ve daha katı bir despotik yönetim oluşturmaya çalışıyorlar. Mevcut durumda kara, beyaz ve yeşil olarak tanımlanan tüm faşist oluşumlar bir araya geldiler. Adına başkanlık diyemedikleri ama tek adam rejimini inşa edecekleri bir anayasal değişimi halka dayattılar. MHP-AKP oylarıyla tasarı meclisten geçirildi. Şimdi de referandumla halka dayatılarak fiili despotik-faşist yapılanma resmileştirilmek isteniyor. 

Referandum daha önceki seçimlerin yapıldığı bir ortamda bile yapılamıyor. OHAL koşullarında, tüm basının susturulduğu, hergün sürek avının yapıldığı, aykırı tüm seslerin bastırıldığı bir atmosferde referanduma gidiliyor. Tüm basın ve televizyonlar tek kişiye, Erdoğan’a bağlanmış, tam bir borazan haline getirilmiş durumda. Ortada eşit ve demokratik bir seçim ve yarışı yoktur. Bu açıdan referandumun bir meşruiyeti olamaz.

Meşruluğu olmayan bir referanduma katılmanın gereği yoktur, denilebilir. Ancak meydanı faşistlere bırakmak onların işini kolaylaştırır. Tersine etkin bir çalışma yürütülerek halkı onların eline bırakmamak en önemli görevlerin başında gelir. Esad ve Saddam da seçime gidiyordu. Kenan Evren dahil, sözünü ettiğimiz insanlar yüzde doksandan fazla oy alabiliyorlardı. Bu meşru ve demokratik bir sonuç değildi. Zorbalık ve güç üzerine kurdukları kendi hukuklarıydı. Halkların iradesini yansıtmadıkları için de kalıcı olamadılar. İç savaşların ve ayaklanmaların, yıkımların nedeni oldular.

AKP ve MHP’nin ırkçı-faşist ittifakı da bundan farklı bir hedefe sahip değildir. Sonuçları da farklı olmayacaktır. Daha çok kan, daha çok savaş ve yıkımdan başka bir şey getirmeyecektir. Bu açıdan tüm demokrasi güçleri son derece direngen ve yaratıcı bir kampanyayla halka ulaşma ve referandumun onların istediği gibi sonuşlanmasına izin vermemelidirler. Ev ev, sokak sokak bir propaganda ve örgütlenme seferberliğine gidilmelidir. Bu kampanyada kadınların ve gençliğin rolü daha çok öne çıkacaktır. Çünkü faşizmden en çok zarar görecek kesimler de bunlardır. Özgürlüğe en fazla susamış olanlar da bunlardır. İsyana ve itiraza en yakın olan toplumsal güçler de bunlardır.

Devlet bahara kadar PKK’yi ve gerillayı ezeceğini bolca propaganda etti. Amaçları halkın moralini bozmak ve umutlarını kırmaktı. Suriye’de ne hale düştükleri görüldü. Bir Bab’ı almak için bile Rusya ve ABD’ye yalvarır hale geldiler. Uçaklarla Kürdistan’ın her tarafına bomba yağdırıyorlar. Ama gerillanın iradesini kırma bir yana kararlılığı bileniyor. Çok coşkulu bir 8 Mart Dünya Kadınlar Gününü geride bıraktık. Ve Newroz geliyor. Nasıl ki, baharda doğa canlanıyor, toplumsal canlanma ve örgütlenme de hızlanacaktır. Darbelerin ve OHAL’lerin hakkından bu halk gelecektir. Hükümet 12 Eylül’deki kadar güçlü değildir. Kürtler de o dönemle kıyaslanamayacak kadar güçlendiler ve örgütlüdürler. Ortadoğu’da bir güç oldular. Eskisi gibi dünyadan destek alma fırsatları da olmayacaktır. Diktatörlüğe, faşizme, ırkçılığa ve zorbalığa karşı olan tüm güçler yeter ki, kendilerine güvensinler. 



1006
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: