Varlık Vergisi’nden Varlık Fonu’na

08 Şubat 2017 Çarşamba

SUNA DİRİM

Baştan söyleyeyim ekonomiden, para-pul işlerinden zerre anlamam. Ama dünden beri hayatımızın ortasına bomba gibi düşen haberleri, uzman yorumlarını, ekonomistlerin değerlendirmelerini, bu tür bir uygulamanın ayrıntılarını okuyup incelemeye daldığımda bok yoluna gittiğimizi bir kez daha gördüm.

Nicedir sonumuzun hayırlı olmadığını dile getirip duruyordum lakin bundan sonra sanırım yangında kurtarılacak hiçbir şeyimiz kalmayacak. Tuzu kuru ülkelerin fazla gelirlerini devrettikleri, yeni yatırımlara yol açmak için yöntem olarak oluşturdukları bu fon, bizde batan gemileri kurtarmak, yeni batıklar için denetimsiz ve sınırsız-sorumsuz bir meşruiyet yaratmak için kurumsallaşan bir yapı olarak geldi tepemize oturdu. 

Cumhurbaşkanı yönetiminde, onun emir erleri Yiğit Bulut gibi sefillerin ellerinde, Emre Alkin gibi yandaş ekonomistlerin danışmanlığında Ziraat Bankası başta olmak üzere ne kadar borcu harcı olan kurum varsa, yine bizim cepten çıkan paralarla ihya edilecek bir fon bu Varlık Fon’u. Bir tür OHAL ekonomisi desek o da herhalde yanlış olmaz. Nasılsa KHK hukuku devrede ya, bu da aradan çıktı işte. Hoş fonun resmileşme tarihi 26 Ağustos 2016 ama devredilenlerin hangi kurumlar olduğunu öğrenmemiz anca şimdi oldu. Devlet bütçesine gidecek olan gelirlerin bir bölümü fona aktarılacakmış, misal THY, Çay Kur gibi borcu olanlar da bu vesileyle aradan çıkacak. Savunma Sanayii Destekleme Fonu’nun 3 milyarlık parası da hop buraya aktarılacak. Enerji kurumları, genel müdürlükler, bankalar derken, fona devredilen kurumların bütçeleriyle mega projeler yapılacakmış. Benim bu kıt bilgimle anladığım nakite sıkıştık, kimseye hesap vermeden başınıza böyle bir çorap ördük, nasılsa denetleyenimiz, hesap vereceğimiz kimse de yok, minvalli bir yap-işlet- yok et planı. 

Haberleri okudukça niye 1950’lilerin ‘Varlık vergisi’ denilen yağma ekonomisini hatırladığımı, azınlık haklarını ye ye bitiremeyen iktidar zihniyetinin nasıl buralara geldiğini daha iyi anlıyorum. Gerçekten devletin malı deniz, yemeyen domuz uygulamasını seyrediyoruz hep birlikte. Varlık Fonu’nun yönetim kurulunda niye Piri Reis Üniversitesi rektörünün bulunduğunu, cumhurbaşkanlığı danışmanının orada nasıl görev alacağını, devletin borazanlığını yapan bir ekonomistin bizleri nasıl kandıracağını ilerleyen günlerde yine bağrımıza taş basa basa izleyeceğiz. Bu arada hazine arazileri de talan altında ve her türlü kara para aklayıcılarının, semirmekten aygıra dönmüş Toki’lerin, yandaş müteahhitlerin ellerine teslim oluyor. Geçen gün ulaştırma bakanı bön bön suratımıza bakıp söylediydi zaten; “İnsanların kullanmadığı bazı yeşil alanlar var, oralar boş boş duruyor, hepsini değerlendireceğiz, konutlaşmaya açacağız” diye. İşte boş boş duran ve bu Varlık Fonu’na devredilen arazilerin bir bölümünün büyüklüğü şöyle:

* Antalya’nın Aksu, Merkez, Kemer ve Manavgat ilçelerinde 700 bin 910 metrekare,

* Aydın’ın Didim ve Kuşadası ilçelerinde 959 bin 713 metrekare,

* İstanbul’un Bakırköy ilçesinde 22 bin 866 metrekare,

* İzmir’in Selçuk ve Menderes ilçelerinde, 556 bin 891 metrekare,

* Muğla Bodrum Gündoğan’da 11 bin 334 metrekare,

* Isparta ve Kayseri’de 38 bin 958 metrekare…

Artık buradan bir çıkış var mı, varsa bunu bize kim söyleyecek, bizi bu bataktan kim çıkaracak gibi çocukça sorular sormaktan da vazgeçtim. Şu köşeye kurulduğumdan bu yana bir tanecik bile olsa iyi haber verememe, içimizi ferahlatacak yorumlar yapamama halinden de son derece mustaribim. Bu ülkede yaşadığımız her gün geleceğin artık gelmeyeceğini, çoluğu çocuğu olanların canını kurtarmak için topuklayıp kaçtığını, evini barkını satıp kıyılara çekilenlere dur gitme diyememeyi de ayrıca bir kenara yazayım. Ezcümle “Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini” sorusuna yekten cevap vereyim. YOKTUR! 



2860
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA

Yazarın Tüm Yazıları: