‘Bu şişenin dili olsaydı da Sema’nın nasıl direndiğini anlatsaydı’

Bedenine tutuşturduğu Newroz ateşiyle hayata veda eden Sema Yüce’den geriye kalan bir mama şişesi ve bir çarşafı 19 yıldır beyaz bir bohçada saklayan annesi Zennure Yüce, “Newroz ancak bedel ödeyenlerin anlayacağı ve anlam katacağı bir bayramdır. Newroz demek Sema demektir. Sema isyandır, Newroz’dur” diyor.

20 Mart 2017 Pazartesi 09:05


Kürtlere yönelik politikaları protesto etmek için 21 Mart 1998'de bulunduğu Çanakkale Cezaevi’nde bedenini ateşe vererek hayata veda eden Sema Yüce’den geriye kalan mama şişesi ve çarşafı 19 yıldır beyaz bir bohçada saklayan annesi Zennure Yüce, o bohçayı gözünün önünden bir an bile ayırmıyor. Yüce’nin, tedavi için İstanbul Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’nde kaldığı 84 gün boyunca yediği tek şey olan mamanın son şişesini kutsal bir emanet gibi titreyen elleriyle kavrayan anne Yüce, “Bu benim derdimdir” diyor.

‘O bakışlar dün gibi aklımda'

Yüce’nin doğduğu, her yaz at binip dağlarını baştanbaşa dolaştığı ve her su başında durup oluk oluk su içtiği Ağrı’nın Tutak ilçesine bağlı Kargalı (Seregol) köyünde, kızından kalan anılarla yaşayan anne Yüce, hastane odasından aldığı son mama şişesinin kendisi için ne anlam ifade ettiğini kelimelere dökmeye çalışıyor. Sesi titreyen Yüce, “Beni odadan çıkardıklarında gözlerini açtı. Arkamı dönüp baktığımda o da bana bakıyordu. O hüzünlü bakışları dün gibi aklımda. Ardımdan bakakaldı. Sema vefat ettikten sonra odadan bu mama şişesini aldım” diyor.

‘Şişenin dili olsa da Semayı anlatsa'

Kızının hatırası ondan koparılacakmış gibi şişeyi sıkı sıkı tutan ve anılara dalan anne Yüce, “Sema, kızım ölmeden önce bu mamadan biraz yedi. Bu şişedeki mama onun için ekmekti, suydu. Bu şişenin dili olsaydı Sema’nın nasıl direndiğini anlatsaydı. Cerrahpaşa’da 3 ay ekmeği de suyu da buydu. Sağ olduğum sürece derdim bende kalacak. Bu şişeyi sakladım, saklayacağım. Acım hiç dinmedi, hep büyüdü. Acılarım nasıl ilk günkü gibi tazeyse, Sema’ın anıları da tazeliğini koruyor” diyerek, anılarını özetliyor.

19 yıkanmayan bir çarşaf 

Zekiye Alkan, Rahşan Demirel, Bedriye Taş (Ronahi) ve Nilgün Yıldırım (Berivan) gibi düşlerinin peşinden yürüyen ve isyan topuklu bir soluğa dönüşen kızından geriye bir bakış, bir mama şişesi ve bir çarşaf kaldığını dile getiren Yüce, geriye kalan birçok hatırayı "olası bir baskında tahrip edilir, götürülür" diye evden çıkarmak zorunda kaldığını anlatıyor. Beyaz bir çeyiz bohçasından çıkardığı çarşafı, iki eliyle yüzüne bastırın anne Yüce, derin bir nefes çekerek, ”Bu çarşaf Semamın Ankara Üniversitesi’nde öğrenci olduğu sırada kullandığı çarşaftır. Hiç yıkamadım bu çarşafı” diyor. Sema kokan çarşafla gözyaşlarını silen anne Yüce, bir kez daha çarşaftan nefes alarak, şöyle devam ediyor: “Sema’nın kokusunu özlediğimde çıkarıp kokluyorum. 22 yıl önce okuldan geldiğinde sanki içime doğmuş gibi sakladım. Bu çarşafta hala kokusu var. Vasiyet ettim, öldüğüm gün bu çarşaf benimle beraber mezarıma gömülecek.”

‘Sema demek Newroz demektir'

Kızını her yıl olduğu gibi bu yıl da 21 Mart’ta mezarı başında anacağını söyleyen Yüce, “Sema, isyandır, simgedir, Newrozdur. Newroz ancak bedel ödeyenlerin anlayacağı ve anlam katacağı bir bayramdır. Newroz demek Sema demektir. Kürt halkının isyanı demektir. Newroz ne kadar büyük sahiplenirse o kadar varlık kazanır” diyor.


762

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA