|
|
| PolitikArt | | • | editörden - 22 Agustos 2010 “...Zafere ve hedefe az bir zaman kalmışken ölüyorum. Kurtulacaklara ve yarının özgürlük ve barışının güzelliğini tadacaklara mutluluklar diliyorum. Eminim ki Fransız halkı ve özgürlük için savaşanlar, bizim hatıramızı insanlık onuruyla taçlandırmayı bilecekler. Ölüm anında, Alman halkı için hiçbir nefret duymadığımı ilan ediyorum, hiçkimse için nefret duymuyorum, herkes eninde sonunda hak ettiğini alacaktır, ceza ya da ödül olarak...” |
| • | SİBEL ÖZBUDUN: ‘Mağlup mu denir şimdi onlara’ - 22 Agustos 2010 “Ki insanlar rüya görmüyor/Ve sıfır nedir biliyorlar/Düş kuranlarsa çoktandır/Meczup sayılıyor artık”[1]“Yenildiler./Yenenler, yenilenlerin/dikişsiz ak gömleğine sildiler/kılıçlarının kanını.”
Ve devam eder Usta:
|
| • | SERDAR EROĞLU: Büyük ‘kaybedenler’! - 22 Agustos 2010 Tarih büyük kaybedenlerin hikayeleriyle doludur.
Altıncı yüzyılda yaşayan Mazdek, Zerdüştlüğün kurulan kast düzeninin bir aracı haline getirildiği İran’da, Tanrı katından geldiğini, tüm insanların eşit olarak yaratıldığını ve her türlü özel mülkiyetin ortadan kaldırılması gerektiğini söylemişti. |
| • | A. GALİP: PİR SULTAN ABDAL neyin sembolüdür? - 22 Agustos 2010 Sorunun yanıtı derhal verilebilir. Öncelikle talancı bir ekonomik düzenin mağdurlarının tarihe geçmiş isyanı ve sesidir. Ancak bununla sınırlı olduğu söylenemez. |
| • | ENGİN YURTSEVER: Beyaz boyalı evler - 22 Agustos 2010 Niye geciktiğini düşünürken kapı çaldı, havanın sıcaklığına dayanamayıp tişörtümü de çıkartmıştım. Pencere açıktı; rüzgar esiyordu; yine de oldukça sıcaktı. |
| • | NURİ ASLAN: Tapınağın Gözyaşları - 22 Agustos 2010 Adem ile Havva’ya dair yaradılış efsanelerini dinleyip de bu alemden kaç neslin gelip geçtiği bilinmez. Çoook... çoook... eski derler ya; işte öyle bir şeydir o yaradılış efsanesi. Ve sonrasında çoğalan insan nesli kendini yaratanları yaratarak geldi bugüne. |
| • | SEYİT EVRAN: Gerillada Şeceryan’ı dinlemek - 22 Agustos 2010 Yaklaşık bir haftadır bir müziği dinliyor ve dinlerken adeta zikre duruyorum. İnsana ruh veren, insanın ruhunun içinde gezinen, insanı tarih öncesine defalarca götürüp getiren cinsten bir müzik dinlediğim. |
| • | AHMET ATAŞ: Turgut Uyar’ı Londra’da okumak - 22 Agustos 2010 Cemal Süreya, İkinci Yeni’nin ‘bir elinde kadeh öbürünü ise hep yarasına bastırarak tutan’ en üretken şairlerinden Turgut Uyar’ın ölümünden sonra, yakın dostunun anısına karaladığı Turgut Uyar adlı şiire şu dizeyle başlar: “Ak odada oturur / Kapısı penceresinden çok.” |
| • | HÜSEYİN AKAR: Dersim’in ünlü halk ozanı: Sey Qajî - 22 Agustos 2010 Günümüzde pek tanınmayan halk ozanının asıl adı Seyite Qajî’dir. Dersim’in Nazmiya ilçesi Cîvarîk (Sarıyayla) köyüne bağlı Gemik mezrasındandır. 1871 yılında, aşiretler arası çekişmelerin ateşli bir sürecinde dünyaya gözlerini açar. |
| • | BÜLENT GÜNDÜZ: İki dengbêjin Aşkı: Evdal ile Gulê - 22 Agustos 2010 Aşk; uğrunda sürgüne gidilebilen, hiçbir sorgu olmaksızın gözü kapalı kabullenilen, uğrunda din değiştirilen, ayak tırnağından saçın teline insanı yerden yere vuran, bazen yüreğini bir kuşa teslim edip köy köy gezdiren hatta onun sadakatiyle ilahiyete ulaşılabilen ulvi bir olgu oldu hep insanın yaşam serüveninde. |
| • | editörden - 08 Agustos 2010 yakılmış bir köyün adıydı adın
görmedi kimse
içinde ben de yandım
o gün bugün kalbimin doğusunda tüten duman
nerede olursan ol göğündeyim kanlı tarih her zaman
Mardin’im, Midyat’ım
ah benim altından avaze sesim
kardeşlerimdi ölen de, öldüren de
aranızdaki duvarda
gömülü kaldım ...
Murathan Mungan
|
| • | İHSAN ÇETİN: Çokkültürlülük ve kimlik bağlamında Midyat - 08 Agustos 2010 Midyat ilçesinin etnik yapısına ilişkin yapılacak bir tartışmada, Midyat’ın tarihsel boyutu göz önünde bulundurulmak kaydıyla, -ideal anlamda olmasa bile- ilçenin çoğulcu toplum yapısından çok çokkültürlü bir yapıya sahip olduğunun iddia edilmesi mümkündür. |
| • | SADIK ASLAN*: Midyat: Taş, çan ve kan… - 08 Agustos 2010 Turabdin’deki eskinin canlı, şimdiyse sahipsiz, sessiz Süryani köyleri gezildiğinde, köylerin ve kiliselerin bahçesinde ilk bakışta hemen göze çarpan yaygın badem ağaçları, tarihsel boyutuyla Süryanilerin iki halini anlatabilmek için çarpıcı bir figür olabilir belki. |
| • | TAYLAN DOĞAN: İfade özgürlüğü ve otosansür - 08 Agustos 2010 Avrupa’da yayın yapan Yeni Özgür Politika gazetesinin kültür eki PolitikART benden İfade özgürlüğü ve otosansür’ başlıklı bir yazı yazmamı istediğinde, nasıl bir yazı yazmam gerektiğini düşündüm. |
| • | NİHAT GÜLTEKİN: Dünyanın en büyük ikinci meteor çukuru: Qula Tepî - 08 Agustos 2010 Tarihi ve kültürel bir zenginlik kenti olan Bazîd’in turizm açısından en önemli yerlerinden biri de Meteor Çukuru’dur. Bazîd’in 35 kilometre doğusunda, İran sınırına 2 kilometre uzaklıkta, Gürbulak sınır kapısı ile Sarıçavuş –Gülveren (Gırberan) köyü arasındadır. |
| • | BERFİN KOÇER: Arayışın buluşma noktası - 08 Agustos 2010 Kaybedileni bulmanın
heyecanı yoldaşlıkta
buluştuğunda ve
aradığın yoldaşlığın
kendisiyse eğer,
baktığın yerde bulduğun
ilk yoldaşça bakış ya da yoldaşının bakışı buluşun oluyor, sen oluyor. Ve o an aradığı yoldaşlıktı, yoldaş bildiği bakışlardı. Bize aynı patikada aynı heyecanı yaşatan da yine bu yoldaşlık
olmuştu. |
| • | MERAL ÇİÇEK: Sureya Bedîrxan - 08 Agustos 2010 Sureya Bedîrxan idam cezasına rağmen sonra affedilse de, 1910’da yine sürgüne gönderilir. İki yıllık sürgünden sonra İstanbul’a dönüp, orada gizli bir devrimci Kürt komitesi örgütler. Ancak yine yakalanıp, ölüme mahkum edilir. Bu kez zindana atılır. Fakat buradan kaçmayı başarır ve 1913’te Osmanlı İmparatorluğu’nu terk eder. |
| • | ELİF SONZAMANCI: ‘Castingshow’larda seyirci ve parasosyal etkileşim - 08 Agustos 2010 Sayıları artık parmakla sayılamayacak kadar çok olan ‘castingshow’lar kapitalizmin de yeni bir kazanç kapısı aslında. Özellikle seyircilerin, telefonla yada SMS yoluyla oylama yaparak, programdaki elemelerde belirleyici kılınması, bu tür yarışmalara ilgiyi daha fazla artırıyor. |
| • | MEHMET SÖĞÜT: Ceylan’ın gözleri - 08 Agustos 2010 ‘Kaçıp gitmek istedim. Kahrolası rüzgâr engel oldu. Kımıldamaya çalıştım. Öyle bir esti ki gökyüzünde korkmaya başladım. Diğer bulutları çağırdım. Gelmediler. Ceylan, evinden iki yüz metre kadar uzaklaşmıştı ki, haki elbiseli biri havan topunu nişan aldı. Hedef sarı fanilalı Ceylan’dı...’ |
| • | A.GALİP: Akıntıya karşı yüzmek - 08 Agustos 2010 ‘Son 30 yıldır Mehmet Bayrak’ın tek başına Kürt tarihi, kültürü ve mücadelesi konusunda yaptığı çalışmaların, bu alanda şimdiye kadar yapılmış olan bütün çalışmalar karşısında azımsanmayacak bir orana sahip olduğu biliniyor. Bu yazıların, bir kısmında, sonradan derinleştirip bağımsız çalışmalara dönüştürdüğü, bir kısmında ise araştırılmayı bekleyen konuları ele alıyor.’ |
| • | editörden - 25 Temmuz 2010 ...
Dışımızdaki mekan nesneleri sarıyor, yansıtıyor:
Bir ağacı var etmek istiyorsan,
İç mekanla kuşat onu, varlığı senin içinde
Olan şu mekanla. Sıkı sıkı sar onu.
Sınırsızdır ve ancak sen vazgeçtiğinde
Düzene girerse gerçek bir ağaca dönüşebilir.
...
(Rainer Maria Rilke)
|
| • | ŞEYHMUS DİKEN: Mehmed Uzun’un edebiyatında şehir* - 25 Temmuz 2010 ‘Çarpıcı bir şehir edebiyatıdır Mehmed Uzun’un yapmaya çalıştığı. Belki de romanın yazılışından 25 yıl sonra cesur bir kararla “ölümüne” ülkeye ve şehre kesin dönüş yapmasının bilinçaltına ve edebiyatına nakşolunuşun hikâyesini o ilk metinlerde aramak da gerekiyor…’ |
| • | CİHAN ERDOĞAN: Yüzleri sırlı resimler Dersim’de - 25 Temmuz 2010 Dile kolay 14 yıla yakın içeride, 24 yıldır sürgünde ‘Bütün Dünya Benim Evim’ diyerek dolaşmış Muzaffer Oruçoğlu. Çocukluğundan başlayarak belleğine yerleştirdiği figürleri, günü geldiğinde, dilediği biçimde resmetmek için sakladıklarını, biriktirdiklerini aşikar etmiş sonra bir bir.... |
| • | AHMET ATAŞ: Dorian Gray’in üzgün portresi - 25 Temmuz 2010 Yazar ve şehir ilişkisi, modern edebiyat tarihi boyunca, hem okurun magazinel merakını kışkırtması anlamında hem de eleştirmenlerin yazarın yapıtlarına nüfuz eden kimi otobiyografik öğeleri çözümleme uğraşı açısından her zaman cezbedici bir ilgi konusu olmuştur. |
| • | HAYRİ K. YETİK: 33 Kurşun - 25 Temmuz 2010 Atatürk’ün ölümü devletin; kalkansız kalması, kutsallığın arkasına çekilmesi demek… |
| • | VAKIF ÇAĞIN: Si vis pacem, para pacem - 25 Temmuz 2010 La Joconde’un* (Mona Lisa) erdemi, verilen ve tutulacak zamansal sözdedir. Buluşulacak yer ve zaman içindedir erdem. Hangi tarihte çizildiği-boyandığı hiç önemli değil. |
| • | ENGİN YURTSEVER: Anne! - 25 Temmuz 2010 ‘Anlatıp durduğun şeyler zihnimde parıltıya dönüşen simgeler oluveriyor. Sen anlatırken zihnim kanıyor bak! Yara bere içinde kaldı gördüğün gibi bütün düşüncelerim. Düşüncelerime dokunsan “ah!” bile diyecek halinin olmadığını göreceksin.’ |
| |
|
|
|