Anasayfam yap | Sık kullanılanlara ekle 
  Ana sayfa  Haber  Kültür-Sanat  Kadın  Kurdî  Toplum-Yaşam  Dizi  Forum  Avrupa  PolitikArt  Yazarlar  Arşiv  İlan-Reklam  İletişim  Künye  RSS 
      Birinci Sayfa
PolitikArt
Yeni_Özgür_Politika
» ŞEYHMUS DİKEN: Mehmed Uzun’un edebiyatında şehir*
»editörden
»CİHAN ERDOĞAN: Yüzleri sırlı resimler Dersim’de
»GÜLNAZ DUMAN BİLGE: Her fırça bir taş darbesi midir?
»ZÎNÊ MELÎTA: Paula Modersohn Becker
»ENGİN YURTSEVER: Anne!
»MERAL ÇİÇEK: Şehrin yıkıcılığında kendini bulma ve Rilke’nin Malte’si
»VAKIF ÇAĞIN: Si vis pacem, para pacem
»HAYRİ K. YETİK: 33 Kurşun
»AHMET ATAŞ: Dorian Gray’in üzgün portresi
»ERDİNÇ BAYSAL: Yasımı tutacaksın!
Günün Çok Okunanları
 • HPG’den uyarı: Nefesimiz ensenizde
 • Tanklarla durdurdular!
 • Recep kontrasını saldı
 • Çelê’de 10 asker öldü
 • Vahşete ortaklık sessizliği
 • Türk ırkçılığına tepki
 • Kayıp hazinelerin ardında 6. albüm: Pelguzar
 • STÖ’lerden hazırlık
 • Kurmeşliler bu yıl Kurmeş’te buluşacak
 • Taşın karşılığı kurşun
FORUM
»KASIM ENGİN: Yeni bir dönem başladı
»İHSAN KURT*: Dörtyol pilot bölge mi?
»FUAT KAV: Kürtler ‘temizleniyor!’
»BAKİ GÜL: 12 Eylül, gerilla ve anayasa
»ERDEM CAN: Etnik temizlik hazırlığı mı?
»DELİL KARAKOÇAN: Linç: Yapamadığını kitleye yaptırmak
»CEMİL KILIÇ: Kürtler ayrılmayı gündemine alırsa...
 


11 Mart 2010
Eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk, „ortada halk oyuyla kabul edilmiş bir Anayasa olduğundan, 12 Eylül darbecilerinin yargılanamayacağını, geçici 15. madde kaldırılsa bile bu durumun değişmeyeceğini“* ifade etmiş… Mademki hareket noktası halk oyu ve bu yolla kabul gören anayasa, öyleyse dönemin ‘halk oyu’nun ne tür bir sürecin ürünü olduğunu ele alarak başlayalım.


 İlgili Başlıklar
 » CELALETTİN CAN: Ya sözü yere düşürmeyin ya gölge etmeyin...
 » CELALETTİN CAN: Kemal Pir’lerin, Hayri Durmuş’ların anısına: Adalet talebi!
 » CELALETTİN CAN: Alevi uyanışının kırılma noktası: Madımak...
 » CELALETTİN CAN: Olmadı! Başka bir bahara kaldı barış!
 » CELALETTİN CAN: İran ve Türk egemenlerinin anti-Kürt ittifakı ne pahasına?
1982’de, 12 Eylül darbesinin ilk günlerinde Kenan Evren, „anarşi ve terörü ortadan kaldırıp devlet otoritesini tesis ettikten, en kısa zamanda memleketimizi hakiki demokratik kaideler üstüne oturttuktan sonra, görevimizin başına döneceğiz“ biçiminde kamuoyu önünde verdikleri sözleri unutmuş, devletin geri kalan meselelerini de ancak kendilerinin çözeceğini, bu işi bırakmadan gitmeyeceklerini, siyasetçilere güvenemeyeceklerini yoğun bir propaganda haline getirmişti.

Anayasa’nın referanduma sunulması arifesinde, bütün yaz boyunca Evren, Türkiye’yi geziyordu. Gittiği yerlerde ilkokullarda dahil, bütün öğretim kurulları tatil ediliyor, öğrenciler, öğretmenler, devletin vasıtalarının kent merkezlerine getirdiği köylüler sokaklara diziliyordu. Büyük paralar harcanarak muhteşem ve rengarenk kürsüler, bayraklar ve dövizlerle kent süsleniyor, askeri bandolar, mehteranlar, folklor ekipleri çalıp oynuyor ve kent merkezi festival havasına giriyordu. Kürsü ise halktan en az yüz metre öteye kuruluyor, Evren ve kafadarı dört general, amiral, başbakan kürsüye çıkıyor, amigolar coşkulu kalabalığı yönetiyor, Evren ağzına geleni söylüyordu…

Evren bir kurtarıcıydı. Sanki bir Atatürk’dü. Bir anayasa yapacaktı. Demokrasiyi, özgürlükleri ve çok partili parlamentoyu hizaya sokacaktı. Mesele, şu anayasaya milletin „evet“ demesine kalıyordu.

Anayasa referandumunda „hayır“ propagandası yasaklanmış, hapis cezaları ile önüne geçilmişti. Bu baskı ve tedhiş havasında herhangi bir netice alınması mümkün değildi. Radyo, TV ve basında generaller yoğun bir „evet“ kampanyasına girişmiş, Evren yurdu dolaşıp, bandolu, mızıkalı „evet“ gösterisi yapıyordu. Ülkenin her köşesinde „hayır“ demeye kalkanlar takip ediliyor, tutuklanıyor, yargılanıyordu. Referandumda yüzde doksan iki „evet“ oyu bu koşullar altında alınacaktı. Evren 7 Kasım 1982 günü milletten oy almış bir diktatördü artık. Darbe, demokrasiyi katlederken, referandum, onun tabuta konulduğu gün olmuştu. Batı demokrasisi ve devlet adamları da işin içyüzünü ortaya koymaktan imtina etmişlerdi. Türkiye’nin demokrasiye dönme yolunda(!) bir dönemeci aştığı inancıyla, alkışlar, bravolar batı sınırlarından yağıyordu.

Cunta muhalefete söz hakkı tanımamıştı. Yaygara ve gözdağı ile oluşturduğu yapay bir“ulusal birlik“ atmosferinde halkın bilincini dumura uğratmayı hedeflerken, en küçük bir demokratik itirazı „vatan hainliği“ ile lekelemişlerdi. Baskı ve pasifikasyon ortamını aşacak güçte bir „Anayasaya hayır“ alternatifi olmayınca, yüzde doksan iki gibi bir ezici çoğunlukla toplum, cunta anayasasına „evet“ demek zorunda kalmıştı.

Anayasa yapımı en evvel bir toplumsal mutabakatı gerektirir. Toplumsal mutabakat ürünü olmayan bir anayasa toplumun tüm kesimlerinin meşru/demokratik anayasası olarak görülemez. Böyle bir anayasa sadece onu yapanların çok özel koşullarda topluma dayattığı ve kabul ettirdiği bir anayasa olur. Kabul şekli tüm seçeneklerin kendini ifade edebildiği, itiraz hakkının kutsandığı demokratik „halk oyu“ ortamları olmadı Hitler rejiminden emsal alınan, çoğunlukla bir zamanların Latin Amerika’sının cunta rejimlerinin ulusal ve uluslar arası kamuoyu önünde meşruluk imajını güçlendirmek için kullandığı, „hayır“ın yasaklandığı ağır baskı koşulları gibi nedenlerle, çoğunlukla yüzde doksanların üzerinde bir „evet“ oyuyla kabul ettirilen „faşist plebisit tipi referandum“la oldu.

‘82 darbe anayasası yüzde doksan ikilik gibi bir oranla „evet“ oyuyla topluma kabul ettirilirken, kullanılan yöntem plebisit tipi referandumdur, yoksa Sayın Sami Selçuk’un ifade ettiği gibi „halk oyu“ yöntemi değildir. Batılı siyaset bilimcileri ve anayasa hukukçuları tarafından bile, „faşist yöntem“ olarak kabul edilen plebisit yöntemini Sayın Sami Selçuk’un „halk oyu“ olarak nitelemesi şahsı ve hukukçu birikimi nedeniyle anlamak olanaklı değildir.

‘82 darbe anayasası halk oyu ile değil, plebisit ile kabul ettirilmiştir; bu bir. Plebisit ile kabul ettirilen, dolayısıyla toplumun temel ilişkilerine ve toplumsal mutabakata dayanmayan bir anayasa meşru bir anayasa değildir; bu iki. Meşru olmayan bir anayasa ile Devletler Hukuku’nun güvencesi altında olduğu sanılan 12 Eylül darbecileri için bu liman güvenceli değildir, olsaydı Arjantin’de darbeciler yargılanmaz, Pinochet yargılamaya erken ölümle atlatmaz, Latin Amerikanın ve dünyanın diğer darbecileri yargılanmaz veya yargılanma aşamasına gelmezlerdi bu üç.

Anayasa’nın Geçici 15. Maddesi de var. Mademki halk oyu ile kabul edilen bir anayasa cuntacılara yargı tehdidinden koruyorsa, bu maddeye neden gerek görüldü? Adı üstünde geçici madde…

En önemlisi de iklim… Toplumun mahşeri vicdanı, vicdansızlık tarihinin derin düş uykusundan uyanmasın, vicdanın ruhu, zamanın ruhu olmasın bir kez... yıkılmaz kaleler yıkılır, aşılmaz dağlar aşılır, Kaf dağının ardındaki devlere bile ulaşacak bir yol bulur adalet… Hukukun yetmediği nokta bu, hukukun sınırları içinde konuşan sayın Sami Selçuk’un hukuki disiplini gereği ifade etmekten imtina ettiği nokta da bu olmalı bu zahir…

* Vatan,1-2 Mart 2010/ Sami Selçuk ile söyleşi

celalettincan@gmail.com

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
Okunma: 299 Yazdır
 Diğer Haberler
 • KASIM ENGİN: Yeni bir dönem başladı
 • İHSAN KURT*: Dörtyol pilot bölge mi?
 • FUAT KAV: Kürtler ‘temizleniyor!’
 • BAKİ GÜL: 12 Eylül, gerilla ve anayasa
 • ERDEM CAN: Etnik temizlik hazırlığı mı?
 • DELİL KARAKOÇAN: Linç: Yapamadığını kitleye yaptırmak
 • CEMİL KILIÇ: Kürtler ayrılmayı gündemine alırsa...
 • HÜSNÜ ÇAVUŞ: Referandum aldatmacası
 • ERGİN DOĞRU: Yetmezse niye evet?
 • MUSTAFA PEKÖZ: Uluslararası Adalet Divanı: Kosova’nın Bağımsızlık İlanı Meşrudur
 
HAYDAR IŞIK
Kürtler birlik olsa
HÜSEYİN AYKOL
İşgalciler hırsızdır
HİCRİ İZGÖREN
Adanmış bir ömür
AYHAN BİLGEN
Hayatın ve ölümün ciddiyeti
LERZAN JANDÎL
Şeref û koledarî
ESRA ÇİFTÇİ
Kürt avı...
ABDULLAH ÖCALAN
Yahudi milliyetçiliği
GÜLER YILDIZ
Kurtlarla koşan an’lar
GÜNAY ASLAN
Kirvem hallarımı aynı böyle yaz
YUSUF SERHAT FAİK
Uluslararası Adalet Divanı’nın kararı
 Engelliler için gümrüksüz araba ithalatı
KADIN
Yeni_Özgür_Politika
» Annelerden eşzamanlı eylem
»Yerel yönetimlere model önerisi
»Wiesbaden’de Türkiyeli kadın öldürüldü
»Devlet Faruk’u neden bulamaz?
»Bu sessizlik niye?
»Birbirimizi dinleyelim
»En önemli fail korunuyor
»Almanya’da zorla evlilikler çoğalıyor

42  41  40  39  38  37  36  35  34  32  31  30  29  28  27  26  25  24  23  22  21  20  19  18  17  16  15  14  13  12  11  10   9    8    7    6    5    4    3    2      1
Top 10 Haber
 • HPG: İhanet karşılıksız kalmayacak
 • JİTEMİ DEŞİFRE EDİYORUZ - 2: Kürtlerle ilgili her şey izleniyor
 • Amed’de katliam: 11 ölü 13 yaralı
 • İŞTE AKP TERÖRÜ
 • JİTEMİ DEŞİFRE EDİYORUZ - 1: JİTEM’in kirli yüzü bir kez daha açığa çıktı
 • Gerilladaki Erternasyonalistler - 5: Artık bir Guyi kadar Kürt
 • Büyükanıt şov yaptırıyor
 • TERÖRİZM BUDUR
 • JİTEMİ DEŞİFRE EDİYORUZ - 4: Sarhoşları bile fişliyorlar
 • JİTEMİ DEŞİFRE EDİYORUZ - 3: İslamcılar da izlemede

Copyright © 2010 Yeni Özgür Politika

Bu sitede yayınlanan tüm bilgilerin her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
Telefon: 00 (49) 6102 367690 | Fax: 00 (49) 6102 367696 | Bilgi: info@yeniozgurpolitika.org | Haber: haber@yeniozgurpolitika.org