Anasayfam yap | Sık kullanılanlara ekle 
  Ana sayfa  Haber  Kültür-Sanat  Kadın  Kurdî  Toplum-Yaşam  Dizi  Forum  Avrupa  PolitikArt  Yazarlar  Arşiv  İlan-Reklam  İletişim  Künye  RSS 
      Birinci Sayfa
PolitikArt
Yeni_Özgür_Politika
» ‘Binlerce acı birikti bu ülkede’
»editörden
»İDRİS GÜZEL: Dört yıl güneşi görmedik...
»XWE METİN AYÇİÇEK: 12 Eylül’lü bir doğum öyküsü
»YILMAZ SEZGİN: 12 Eylül’ü Diyarbakır’da yaşamak
»SENNUR SEZER: 95’e kadar yaşamak
»CEMAL TURAN: Bir göz kırpış!
»YILMAZ KIZILIRMAK: Darbeciler en güzel yıllarımı çaldılar
»CUMHUR YAVUZ: Hesaplaşma derdi olanlardanım
»İRFAN CÜRE: 12 Eylül’ün ilk günleri
»CİHAN ERDOĞAN: Kanayan coğrafyadan evrensele açılan pencere Yılmaz Güney
FORUM
»ENGİN DOĞRU: Referandum ve Aleviler
»ALİ HAS: Referandum neden “Boykot” edilmeli?
»BAKİ GÜL: Eylemsizliğe karşı sınırötesi operasyon mu?
»MİHDİ PERİNÇEK: ‘Kalê Nemir’ Seyid Rıza’nın kemikleri sızlatılmamalı
»ALİ ERDOĞAN: Referandumun arka bahçesi ve Alevilerin duruşu!
»CAN KASAPOĞLU: Mazlumlar cephesi ve boykot
»BAKİ GÜL: Uçurumun kıyısındaki umut!..
 


07 Subat 2010
Şubat 1999’dan bu yana Abdullah Öcalan’ı barındıran İmralı Adası, geçmişi eskiye dayanan bir adadır. Adanın İ.Ö. 5000’li yıllara varan bir tarihi olduğu tahmin edilmektedir. 1300’lü yılların ilk yarısında Türk hakimiyetine geçen adada cumhuriyet dönemine kadar Ortodoks Rumlar yaşamıştır.
1915 yılında İmralı halkı Gemlik ve Bursa’da mecburi iskana tabi tutulmuş, ada tamamen boşaltılmıştır. 1935’te İmralı Adası’na cezaevi kurulmuştur. 11 Ağustos 1935’te faaliyete geçen cezaevinin ilk konukları 50 hükümlü oldu. Ada cezaevi olduktan sonra acılara, sürgünlere tanıklık etti. Yılmaz Güney’in tutsaklık mekânlarından birisi de, İmralı’ydi. Güney dışında Rıfat Ilgaz, İbrahim Balaban, Rum ressam Angulos Stafonodis gibi tanınmış şahsiyetler burada kalmıştır.

Ada Türkiye siyasal tarihinde bir başka önemli olaya da mekan olmuştur. 27 Mayıs 1960’tan sonra, Demokrat Parti ileri gelenleri Yassıada’ya getirilerek burada kurulan mahkemelerde yargılandı. Mahkeme sonunda, dönemin Başbakanı Adnan Menderes ile bakanları Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu İmralı’da idam edildiler. 14 Ekim 1960 günü Yassıada’da ilk duruşmaya çıkan Menderes şöyle diyordu: “Beş aydan beri tecrit edildim. Bir tek oda içinde ve günün 24 saatinde saat başı değişen nöbetçinin nezareti altındayım. Bir tek kelime konuşmadan yaşıyorum. Konuşmam zaafa uğradı.”

16 Şubat 1999 tarihinde Türkiye’ye getirilen Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan İmralı Adası’na götürülerek, kendisi için özel olarak inşa edilen İmralı Özel Tip Kapalı Ceza ve Tutukevi’ne konuldu. Cezaevi, statü olarak Adalet Bakanlığı’na bağlandı. Çevresi beş mile kadar askeri yasak bölge ilan edilen cezaevinin sevk ve idaresi, İmralı’ya özgü olarak kurulan, olağanüstü yetkilerle donatılan Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi tarafından sağlandı. İmralı’ya özgü olarak kurulan Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi’nin hangi kurumlardan oluştuğu, kimler tarafından teşkil edildiği bugüne kadar kamuoyuna açıklanmadı. Devlet sırrı kapsamında tutulan merkezde MİT, Emniyet, Başbakanlık, Adalet Bakanlığı’ndan birer, Genelkurmay’dan 4’er temsilcinin bulunduğu, merkezin doğrudan Genelkurmay Başkanı’na tabi olduğu gündeme getirilen iddialar arasında. Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi’nin ABD ve AB ile de iştişareli çalıştığı ve uluslararası yönü de bulunduğu bizzat Öcalan tarafından avukatlarına da açıklanmıştı. Öcalan, 7 Mart 2007 tarihinde İmralı’nın statüsü konusunda şunları söylemişti: “Buranın statüsü ve yapısı gizli bir anlaşmayla olmuştur. Bu gizli anlaşma ABD’de, AB’nin de fikri ve onayı alınarak yapıldı. Guantanamo benzeri, hatta çok daha sistemli ve ağır koşullara sahiptir. ABD, gizli anlaşmalarla birçok yerde birçok cezaevi kurdu. Bu cezaevi de ABD tarafından kurulan özel bir cezaevidir.”

Afet, savaş, deprem gibi olağanüstü durumlarda lokal olarak bir bölgeye özgü ve belirli bir süre ilan edilebilen Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi’nin İmralı’daki uygulaması yasal dayanaktan yoksundu. Anayasa’nın 119. ve 120. maddelerine göre kriz hali, olağanüstü dönemlerde, süresi altı ayı geçmemek üzere Cumhurbaşkanı tarafından toplanan Bakanlar Kurulu tarafından ilan ediliyor. Oysa Öcalan için oluşturulan Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi, böyle bir prosedürden geçmedi. Fiili ve yasal dayanaktan yoksun şekilde kuruldu. Örneğin, anayasada geçen altı aylık süre ve uzatılması prosedürleri, Öcalan’a yönelik oluşturulan kriz merkezine uygulanmadı. Kriz Yönetim Merkezi’nin uygulama ve kararları yargı kontrolüne de tabi değildi. Başbakanlık Kriz Yönetimi, uygulamalarını Başbakanlık Kriz Yönetim Yönetmeliği’ne dayandırıyor. Yönetmeliğe dayandırılarak kaynağını anayasa ve yasalardan almayan bir yönetim oluşturuldu, bu yönetime anayasal kurum ve kuruluşların yetkileri devredildi, anayasada yer almayan bir yönetim biçimini sürdürme olanağı sağlandı.

İmralı Tek Kişilik Cezaevi, bodrumu dışında iki katlı bir binadan oluşuyordu. Binanın alt ve üst katları, infaz koruma memurları ile yöneticiler tarafından kullanılıyordu. Orta kısmı cezaevi olan bölümde, birbirinin benzeri üç oda vardı. Öcalan, her biri 13 metrekarelik olan bu odalardan birinde kalıyordu. Orta odada avukat görüşü yapılıyor, diğeri de aile görüş odası olarak kullanılıyordu. Aile camın arkasında, telefon aracılığıyla görüş yaparken, avukat görüşü ise açık yapılıyordu. Öcalan’ın kaldığı odanın biri koridora, diğeri de avukat görüş odasına açılan iki kapısı bulunuyordu. Her kapının üzerinde de normal cezaevlerinde mazgal olarak tabir edilen aynı işlevi gören küçük cam pencere bulunuyordu. Öcalan’ın yaşamını geçirdiği odada, masa, yatak, lavabo, tuvalet ve duşakabin bulunuyordu. Cezaevinin havalandırma yerinin girişi ise avukat odasında bulunuyordu. Havalandırmanın üç tarafı da büyük plakalarla örülmüş durumdaydı. Bu nedenle bir avuç gökyüzünden başka hiçbir yerin görülmesi olası değildi. Cezaevinde her yeri 24 saat kontrol eden merkezi kamera sistemi vardı. Günün 23 saatini hücresinde geçiren Öcalan’ın her gün bir saat havalandırmaya çıkma hakkı bulunuyordu. Ancak Öcalan’ın hava almak için çıktığı mekan kırk metrekarelik bir büyüklüğe sahip ve etrafı yüksek duvarlarla, üstü de kalın petek biçiminde tellerle çevrili durumdaydı.

Öcalan’ın dış dünya ile bağlantısı ise, makul olmayan şekilde aşırı biçimde sınırlandırılmış durumdaydı. Tüm Türkiye’deki mahkumlara tanınan telefonla konuşma hakkı bugüne kadar Öcalan’a tanınmış değil. Yine bağımsız yayın yapan bir radyo ve televizyondan istifade etmesine de izin verilmiyordu. Nitekim Öcalan’a avukatları tarafından götürülen ve sadece resmi devlet yayın yapan TRT FM bandına endeksli pilli bir radyo verilebildi, ancak bu radyonun da frekans ayarlarına müdahale edilerek kısa ve uzun dalga frekansları devre dışı bırakıldı, sadece orta dalgadaki frekansa ulaşması mümkün kılındı. Tüm mahkumlara tanınan televizyon hakkı ise, Öcalan’a tanınmıyordu. Avukatların TV temini için yaptıkları tüm başvurular reddedildi. Buna paralel olarak Türkiye genelinde yayımlanan günlük, haftalık ve aylık gazete ile dergilerden yararlanmasına sınırlı şekilde izin verildi. Ayrıca Öcalan’ın avukatları ve yakınları ile mektuplaşmasına da izin verilmiyor, dışarıdan kendisine gönderilen mektupların da çok azı kendisine veriliyordu.

İmralı koşulları, Öcalan üzerinde çok olumsuz izler bıraktı. MGK Genel Sekreteri Org. Tuncer Kılınç’ın 15 Nisan 2003’te Brüksel’de açıkladığı, ‘Gün gün çürütme’ stratejisine maruz bırakılan Öcalan, Türkiye’ye getirildiği tarihte sadece sinüzit problemi ile karşı karşıyaydı. Ancak İmralı’nın iklim ve doğal koşulları nedeniyle bu rahatsızlığına anjin, faranjit, alerjik rinit, astım, kulak çınlaması, cilt ve deri döküntüsü, geniz akıntısı, uykusuzluk, kaşıntı gibi çok çeşitli rahatsızlıklar eklendi. 1 Mart 2007’de avukatları tarafından Roma’da açıklanan bilimsel bir rapor her şeye tuz biber ekti. Öcalan’ın saç örnekleri üzerinde yapılan incelemede, öldürücü hastalıklara neden olabilecek normalin üzerinde stronsiyum ve kroma rastlandı. Böylece Öcalan’ın İmralı’da adım adım kanserojen maddelerle zehirlendiği ortaya çıktı. Öcalan, yeni cezaevine nakledilinceye kadar toplam 12 kez hücre cezasına çarptırılmış, iki kez zorla saçları kazınmış, bir kez de fiziksel şiddete maruz kalmıştı.

17 Kasım 2008 tarihine kadar tek kişilik cezaevinde tutulan Öcalan, bu tarihte yeni inşa edilen F Tipi cezaevine nakledildi. Ancak bu cezaevi; Türkiye’deki klasik F Tipi statüsündeki cezaevleri ile kıyaslanabilecek nitelikte değildir. Toplam 9 kişilik kapasitesi ve kapladığı alan dahi göz önünde tutulduğunda klasik bir F tipi cezaevinin hiçbir niteliğinin bulunmadığı gözlemlenebilir. Öcalan için baştan itibaren dayatılan çok sınırlı bir mekân ve yine çok sınırlı sayıda insanla mümkün olduğunca sınırlanmış görüşmelere olanak tanıyan bir cezaevi sistemidir. Ve bu sistem aynen korunmaktadır. Baştan itibaren içinde tutulduğu ve günün yaklaşık 22-23 saatini geçirmek zorunda kaldığı hücrenin fiziki yapısı, koşulları aynı kalmıştır. Yaklaşık 13 metrekare olan bu hücrede yatak, plastik bir masa ve sandalye ile dolap bulunmaktadır. Banyo, tuvaletin dahil olduğu tek katlı hücrenin kullanım alanı özelikle F Tipi statüsünde olduğu söylenen yeni cezaevinde daha da daraltılmıştır. Bu durum Adalet Bakanlığı tarafından da teyit edilmektedir. Yapılan bir başvuruya Adalet Bakanlığı tarafından verilen yanıtta, duş ve tuvalet alanı daha geniş tutulduğundan söz edilmektedir, yani 17 Kasım sonrasında inşa edilen cezaevi ile kullanımı daraltılmış bir 13 metrekare söz konusudur.

Havalandırma, etrafı yüksek duvarlarla çevrili ve üzeri - petek biçiminde geniş - bir telle kapalı bir alandır. Daha önce 45 metrekare olan bu alan 17 Kasım sonrası 24 metrekareye indirilmiş ve duvarları biraz daha yükseltilmiştir. Tutulduğu hücrenin penceresinin de açıldığı havalandırma hiçbir egzersiz olanağını sağlamadığı gibi yeterli temiz hava almasına bile elverişli değildir. Bu haliyle Öcalan, içinde tutulduğu oda dahil yeterli temiz hava alma olanağından yoksun bırakılmaktadır. Günde ancak bir saat havalandırmaya çıkabilmektedir. 17 Kasım sonrası içinde tutulduğu koşulların ağırlaşması, uyuyamaz, nefes dahi alamaz hale getirilmesi nedeniyle yapılan protestolar sonrasında odasının penceresi, rahatça açabileceği ve nefes alabileceği biçimde düzenlenmiş ve havalandırma süresi ise sabah ve öğleden sonra birer saat olmak üzere iki saate çıkarılmıştır. İmralı Cezaevi’ne sevk edilen 5 kişi daha bulunmaktadır. Bu kişiler de yeni bir infaz rejimine tabii tutulmuş ve bazı hakları tanınmakla birlikte ciddi bir tecrit ve izolasyonla karşı karşıya kalmışlardır. Öcalan’ın 17 Kasım’da nakledildiği yeni cezaevi daha önce tutulduğu cezaevi ile yan yana olup öncelikle her iki binayı da çevreleyen yüksek dış duvarlara sahiptir. Bu duvarlar ile cezaevi binası arasında ancak dört-beş metrelik bir mesafe bulunmakta ve yükseklikleri çevreledikleri binaların çatıları ile neredeyse aynı seviyededir. Bu haliyle cezaevi çok dar bir beton bariyerle çevrelenerek son derece dar ve klostrofobik bir ortam yaratılmıştır. Zaten son derece küçük olan cezaevini çevreleyen bu duvarlar ile öncelikle tüm bina havasız ve kapalı, yalıtılmış bir ortama dönüştürülmüştür.

1. Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon tarafından güvenlik sistemi inşa edilen İmralı Tek Kişilik Cezaevi’nde yüksek güvenlik sistemi uygulanıyor. Adada 700 güvenlik personeli gece gündüz görev yapıyor. Bunların 250’si subay. Geri kalanları ise komando er. Güvenlik donanımı açısından bir büyük savaş gemisi, bir denizaltı, 2 küçük savaş gemisi, 6 sahil güvenlik botu, 6 küçük sahil jeti bulunuyor. Eski cezaevinde yaklaşık 10 kamera, Öcalan’ı sürekli banyoda, tuvalette, havalandırmada, uyurken, yazarken, yani tüm ayrıntılarıyla izliyordu. Öcalan’ın yeni cezaevinde kaç kamera ile izlendiğine ilişkin henüz somut bir bilgi yok. İmralı’da görev yapan komandoların dışındaki tüm güvenlik personeli, üç ayda bir değiştiriliyor.

YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
Okunma: 598 Yazdır
 Diğer Haberler
 • editörden
 • ‘Binlerce acı birikti bu ülkede’
 • İDRİS GÜZEL: Dört yıl güneşi görmedik...
 • XWE METİN AYÇİÇEK: 12 Eylül’lü bir doğum öyküsü
 • YILMAZ SEZGİN: 12 Eylül’ü Diyarbakır’da yaşamak
 • SENNUR SEZER: 95’e kadar yaşamak
 • CEMAL TURAN: Bir göz kırpış!
 • YILMAZ KIZILIRMAK: Darbeciler en güzel yıllarımı çaldılar
 • CUMHUR YAVUZ: Hesaplaşma derdi olanlardanım
 • İRFAN CÜRE: 12 Eylül’ün ilk günleri
 
AYHAN BİLGEN
Türkeş (Diyarbakır’da) yaşasaydı ‘evet’ derdi!
MUSTAFA KARASU
Neyin karşılığı aferin
Dr. IŞIK İŞCANLI
‘Ağaç teorisi’ ve Erdoğan
XWE METİN AYÇİÇEK
Tarih, Özerklik ve Anayasa
SUAT BOZKUŞ
Referandum ve boykot
MURAT ÇAKIR
Sarrazin ve deneme balonu
İNCİ HEKİMOĞLU
Kendi vicdanınızı sorgulayın!
HAYDAR IŞIK
Erdoğan sultanlığı ve düşkün Kürtler
FELEKNAS UCA
Lîstika referandûmê
HİCRİ İZGÖREN
Sol El Konçertosu
 Tanıma-Tenfiz davaları
KADIN
Yeni_Özgür_Politika
» Fail hükümet azmettirici Adli Tıp!
»Britanya'da kadın ve barış paneli
»Kadınlardan mevlit
»Şiva’yı öldürmek için gerekçeleri bol!
»Tarman AİHM’e gidiyor
»‘Devlet ve medya suç ortağı’
»Londra’da ‘töre’ cinayetine gözaltı
»Sakine’nin yanındayız

42  41  40  39  38  37  36  35  34  32  31  30  29  28  27  26  25  24  23  22  21  20  19  18  17  16  15  14  13  12  11  10   9    8    7    6    5    4    3    2      1
Top 10 Haber
 • HPG: İhanet karşılıksız kalmayacak
 • JİTEMİ DEŞİFRE EDİYORUZ - 2: Kürtlerle ilgili her şey izleniyor
 • Amed’de katliam: 11 ölü 13 yaralı
 • İŞTE AKP TERÖRÜ
 • JİTEMİ DEŞİFRE EDİYORUZ - 1: JİTEM’in kirli yüzü bir kez daha açığa çıktı
 • Gerilladaki Erternasyonalistler - 5: Artık bir Guyi kadar Kürt
 • Büyükanıt şov yaptırıyor
 • TERÖRİZM BUDUR
 • JİTEMİ DEŞİFRE EDİYORUZ - 4: Sarhoşları bile fişliyorlar
 • JİTEMİ DEŞİFRE EDİYORUZ - 3: İslamcılar da izlemede

Copyright © 2010 Yeni Özgür Politika

Bu sitede yayınlanan tüm bilgilerin her hakkı saklıdır. Kaynak gösterilmeden çoğaltılamaz.
Telefon: 00 (49) 6102 367690 | Fax: 00 (49) 6102 367696 | Bilgi: info@yeniozgurpolitika.org | Haber: haber@yeniozgurpolitika.org