03 Agustos 2009
|
 | İngiliz bir anne ve Ürdünlü bir babanın kızı olarak dünyaya gelen Paula Darwish, Keltleri anımsatan büyülü sesi ile kimi zaman Doğu’nun, kimi zaman Batı’nın ezgilerine eşlik ediyor.
|
|
Kendi müziğinin etkilerini ve kökenlerini yansıtmak için bireysel tarzını ne ticari, ne de geleneksel bir folklorik müzik şekli olan ‘Country ve Doğulu’ müziği olarak adlandırıyor. O’na göre dil de müziğin bir parçasıdır ve her dilin kendi müziği vardır. İngiltere’de yaşayan Darwish ile Country ile Doğu müziği arasındaki benzerlikleri, halk müziğini ve dünya müziği konseptini konuştuk.
Ortadoğu’nun değişik dillerinde ve İngilizce şarkılar söylüyorsunuz. Bunu yaparken, hem geleneksel Doğu şarkılarını ‘Batılı’ enstrümanları ile aranje ediyorsunuz, hem de İngilizce sözleri Doğulu ezgilerle buluşturuyorsunuz. Bu stilin ardında nasıl bir fikir yatıyor?
Stilim, taşıdığım müzikal etkileri yansıtıyor. Ağırlıkta Akdeniz ve Ortadoğu müziğini dinlediğimden, müziğimde bu etkileri görmeniz doğaldır. Söz yazarı olarak birinci dilim olan İngilizce yazmayı tercih ediyorum. Bildiğim en iyi dil olması nedeniyle, kendimi ifade etmemin en iyi yoludur. Geleneksel Türkçe ve Kürtçe şarkılarını farklı bir dile çevirerek seslendirmeyi sevmiyorum, çünkü bu dillerin tınılarını seviyorum ve dil de müziğin bir parçasıdır. Her dilin kendi müziği vardır. Dolayısıyla geleneksel bir Türkçe türküyü İngilizceye çevirdiğinde bütün türkünün müziğini değiştirmiş olursun. Bütün büyük parçalarda, şarkının gücünü hissetmek için sözlerini tam olarak anlamana gerek yok. Bundan dolayı insanların bütün sözleri anlamaması çok da önemli değil. Beethoven’in semfonilerinin neyle ilgili olduğunu bilmeden de onların kıymetini bilebilirsin. Bence aynısı bütün iyi parçalar için geçerlidir. Bazen orijinal dili bilmeyen insanlara şarkının anlamı ile ilgili bir fikir vermek ve değişik bir tat vermek için bir kaç İngilizce söz ekleyerek deneme yapmayı seviyorum. Malili sanatçı Salif Keita bunu bazı şarkılarında oldukça etkili bir şekilde yapıyor. Ondan esinlendim. Kullandığım enstrümanları da sordunuz. Batı enstrümanlarını kullandığımda, Doğu müziğini dinlemeye alışkın olmayan bir dinleyici kitleye, o müziği daha ‘yakın’ kılabiliyorum. Temel amaçlarımdan bir tanesi, Anadolu’nun güzel türkülerini dünyanın değişik yerlerinde daha geniş bir kitleye tanıtmaktır. Sadece Batı müziğini dinleyen insanlar çoğu zaman Doğu müziğinin ritmini anlamıyor. 4/4’lük ritmde bile öyle, çünkü vuruşun vurgusu farklıdır. Bazen bir şarkının beatini sadeleştirmek için bateri ve elektronik gitar kullansak da, şarkının daha nakışlı bölümlerinde darbuka devreye giriyor. Böylece bu müziğe yabancı olan insanlar ritmi daha iyi hissedebiliyor. Sanırım, bu tarz ile denemeler yaptığımız yeni albümümde bunu daha iyi göreceksiniz.
Grubunun adı ‘Country & Eastern’. Country ile Doğu müziği arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Doğu müziği ve Country müziği ilk etkileşimlerim ve aynı zamanda hala en büyük aşkım olduğundan, müziğimi ‘country ve doğu’ diye isimlendiriyorum. Babam Ürdünlü. Kendisi 1950’li yılların büyük Arap sanatçılarını eski bir markalı teypt dinlerdi. Diğer büyük tutkusu Amerikan country müziği idi. İki müzik stili arasındaki bağa baktığımızda, ikisinin de oldukça duygusal olduğunu görürüz. Bence birçok Ortadoğulu’nun rock müziğindeki agresif sesi sevmeyip, country müziğini sevmesinin nedeni de bu. Ben de Country müziğini çok seviyorum ve bir anlamda halk müziğine çok benziyor, çünkü her ikisi de hayatın zorlukları ile mücadele eden yoksul insanlarla ilgili. Parçaların içeriğine baktığımızda, ağırlıkta insanın yaşama tutunması konusunu görüyoruz; aşk, kayıp, mücadele ve ölüm. Mücadele etmeye devam ediyoruz, çünkü yüreklerimizde aşk var, sevgi var. Halk müziğinin mesajı da budur.
Türkçe halk müziğinden de türküler söylüyorsunuz. Halk müziğini dinlediğinizde neler hissedersiniz, neler düşünürsünüz?
Halk müziği hayatımın aşkıdır. En çok dinlediğim müziktir ve halk müziği olmadan bir yaşamı hayal edemiyorum. Halk müziğini dinlediğimde aynı anda kendimi hem mutlu, hem mutsuz hissedebiliyorum. Ve o zaman yaşıyor olmaktan sevinç duyuyorum. Biraz aşık olmaya benziyor. Aşık olduğunuzda, ilk aylarda o kadar çok enerji taşırsınız ki. O enerji sizi yorar. Halk müziğini söylediğimde ve dinlediğimde o duyguyu yaşıyorum. Kendimi gerçekten kötü hissettiğim bir anda halk müziğini dinlediğimde kocaman bir dünyada sadece küçük bir toprak parçası olduğumu hatırlıyorum ve sorunlarım önemsiz hale geliyor. Müzik bana güç veriyor ve Pir Sultan, Karacaoğlan ve diğer halk ozanlarının türkülerini söyleyebildiğim için kendimi gerçekten çok şanslı buluyorum. Adaletsizlik ve eşitsizlikten nefret ederim ve her zaman büyük ilkelere göre yaşamaya çalıştım. Bazen arkadaşlarına bakarsın, onların maddi anlamda senden çok daha fazla şeye sahip olduğunu gördüğünde zorlanırsın, ancak halk müziği bana öyle anlarda yaşamda çok daha önemli şeylerin olduğunu hatırlatıyor.
O türkülerin Anadolu’daki toprağın ve kanın parçası olduğunu biliyorum. Ama o türküler o kadar çok insan için çok büyük bir anlama sahip. İngiltere’de sahne aldığımda, birilerinin konserin sonunda yanıma gelip, bir türküyle ilgili soru sorduğunda çok mutlu oluyorum. Bu türkülerin bu kadar eski olup da, hala insanları harekete geçirebildiği çok hayrete değer bir şey. Mesela herkes Dostum Dostum’u sever. İnanın bana! Bu müziği yeni insanlara tanıtmak ve onların gözünde bu müziği ne denli sevdiklerini görmek beni çok mutlu ediyor.
‘Dünya müziği’ konseptini eleştiriyorsunuz. Neden?
Dünya müziği fikrini hem kutluyorum, hem eleştiriyorum. Dünya müziği kavramı 1980’li yıllarda dünyanın değişik bölgelerindeki müziği İngilizce konuşulan ülkelerde pazarlamak gibi özel bir niyetle icat edildi. Bu müziği büyük çarşı dükkanlarında satmak için ayrı bir isme gerek vardı. Kavramın ardındaki fikir böyle. Bu açıdan baktığımızda o amaca ulaşıldı. Çok kültürlü geleneksel müzik için bir dinleyici kitlesini tehşis etmek konusunda başarılı olundu, ayrıca birçok sanatçının Avrupa ve Amerika’da tanınmasında yararlı oldu. Bunların başında Salif Keita ve Nusret Fatih Ali Khan geliyor. Birey olarak bu kavramda rahatsız olduğum şey, medyada dünya müziğinin oldukça elitçi kılınmasıdır. Bazen İngilizler yanıma gelip, özür dilercesine Türk müziği hakkında bir şey bilmediklerini söylüyorlar. Sanki bilmeleri gerekiyor. Dünya müziğinin yüksek bir entelektüel alanda olduğu ve örneğin bütün değişik türleri bilmeden Cezayirli Rai müziğini dinlemenin mümkün olmadığı yönde genel bir sanı var. Halbuki Rai gibi müzikler veya halk müziği halkla ilgilidir, sokaktaki insanlarla ilgilidir ve o insanlar tarafından yapılıyor. Batıda dünya müziği konusunda uzman olduğunu ve herşeyi herkesten daha iyi bildiğini düşünen çok fazla züppe insan var. Birçok insan, dünya müziği kavramını çok fazla genel olduğu yönde eleştiriyorlar. Örneğin Cezayirli Rai müziğini seviyor olmanın Japon Taiko davulcularını seveceğin anlamına gelmediğini söylüyorlar. Bu argümanın bütün müzik tarzlarına uygulanabileceğine çok katılmıyorum. Bir tarz doğal olarak ‘genel’ olur. Bundan bir kaç yıl önce, dünya müziği kavramını ortaya koyan insanlardan olan Joe Boyd’un bir konuşmasını dinledim. O zaman, dünya müzik türünün bir kaç yıl içinde daha küçük türlere bölüneceğini beklediklerini söyledi. Yani, böyle bir şey olmuş olsaydı, müzik dükkanlarına girdiğinde rafların üzerinde Fado, Rembetika gibi isimler yazıyor olacaktı. Ancak dünya müziği bir kere hiçbir zaman bunun için yeterince büyümedi. Müzik endüstrisindeki büyüklerin amacı, çok satacak ve medyaya hakim olacak bir kaç elit süperstar yaratmaktır.
Dolayısıyla bunun sadece dünya müziği için bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Bu sorun, çok ünlü olmayan bütün sanatçıları etkiliyor. Sahip olduğun nokta için, o noktada kalmaya devam etmek için mücadele etmek oldukça zor. Daha yaygın bir köke sahip dünya müzik sanatçılarını pazarlamak yönünde büyüyen bir eğilim var. Bence bunu, ABD’de Kamboçya pop müziğini psychedelic rock ile buluşturan Dengue Fever grubu veya Tuareg kabilesinden Tamaşeklerin kurduğu Tinariwen isimli grupta da görebilirsiniz. Bu gruplar, hiçbir rock müzik grubunun, hatta hiçbir dünya müzik sanatçısının sahip olmadığı kadar desteklenip, reklamları yapılıyor.
MERAL ÇİÇEK
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
|
|