23 Nisan 2009
|
| Son zamanlarda 1915 soykırımından epeyce bahsedilmektedir. Bahsetmek iyi de, bunu dürüstçe, gerçekci, tarafsız şekilde yapmak gerekir.
|
|
“Tadsız olaylar, talihsiz bir dönem, savaş ortamı, bazı kişilerin yanlışlığı” gibi söylemlerle bu korkunç olay çarpıtılmaya, bayağılaştırılmaya, geçiştirilmeye uğraşılıyor. Özetle inkar ediliyor. Bu yöntem neyi halletmiştir; kim ikna olmuştur şimdiye kadar? Sade Türk vatandaşını kandırıp aldatmaktan başka bir işe yaradı mı?
Güneydoğu’da 1915 soykırımı, Dicle’nin doğusundaki, Suryanilerle Kürtler arasında ‘FERMAN’, Fırat ve Dicle arasında yaşayan(!)-yaşamış- Suryaniler tarafından da ‘SEYFO’ (kılıç) olarak adlandırılır. Bu adlandırmalar, yönlendirmeler, köy, tepe, dere adları gibi kararnameler durumu idare etmek için yapılmamıstır. Olayların meydana geldiği ilk günden bu yana hem soykırıma maruz kalanlar hem de soykırımda yer alanlar tarafından kullanılan orijinal isimlerdir. Söz konusu isimlendirmeler çok şeyi ifade eder.
Onlarca yıldan beri devlet bütün imkanlarını seferber ederek, soykırım olgusunu yalanlamaya, gizlemeye, aşağılamaya, aynı yönde kamuoyu oluşturmaya, her yöntemi mübah sayarak çalışmaktadır. Bu misyon için profesör, bilimadamı, yazar-araştırmacı, entellektüel sıfatlı kişilere aynı devlet görev vermiştir. Yukarıda sıfatları belirtilen kişiler doğal olarak işi ellerine yüzlerine bulaştırmışlardır. Çünkü gerçeği aramıyor; gerçeği saptırmaya, gizlemeye çalışıyorlar. Bunların öne sürdükleri tezler, belgeler, tespitler, kısaca kullandıkları argümanlara acaba kendileri inanabiliyorlar mı? Devletin cömertçe sunduğu imkanları sonuna kadar kullanarak, rant elde etmeye, kariyer yapmaya, daha yüksek bir yere çıkmaya, devlete şirin görünmeye çalışıyorlar. Bir adım bile ilerlemedikleri halde, ne onlar bu imkansız misyondan vazgeçiyor ne de devlet başarısızlıklarını görmek istiyor.
Özel ödenekler ayrıldı, ASALA şiddeti kullanıldı, Abdullah Öcalan, PKK üzerinden denendi, azınlıklar, Hrıstiyanlar günah keçisi yapıldı, ticari ve diplomatik ilişkilerde tavizler verildi, arşivler gizlendi, yokedildi yine sonuç yok. Olmuyor, olmuyor; OLAMAZ DA!
Ermenilere ‘isyancı’, ‘hain’, ‘işbirlikçi’, ‘komiteci’ vs gibi suçlamalar getiriliyor. Bu suçlamalar ne kadar doğru? Kaç Ermeni komitecidir? Kaç Ermeni isyana katılmıştır? Tam olarak nerede faaliyet göstermişlerdir? Kanın döküldüğü her yerde bu faaliyetler sürüyor muydu? Katiliye (Hamidiye) Alayları’nın misyonu ne idi?
Mustafa Kemal ve yandaşları Padişah ve yandaşlarına göre; Padişah ve yandaşları da Mustafa Kemal ve yandaşlarına göre vatan haini, düşman işbirlikçisi ve isyancı değil miydi? Türkler, Araplar, Çerkezler, Kürtler isyan etmedi mi? Niye sadece özelde Ermenilere, genelde Hristiyanlara karşı soykırım yapıldı? İsyan varsa eğer çıkış sebebini de araştırmak gerek. Durup dururken insanlar kalkıp isyan etmediler tabi. Bir yığın haklı sebepleri vardır. Osmanlı İmparatorluğu’nu “bütün dinleri, etnik toplulukları kucaklayan, gittiği yere adaleti götüren, hoşgörü imparatorluğu” diye niteleyen kafalar, Anadolunun bir halklar, inançlar, kültür ve medeniyetler mezarlığı olduğunu bilmiyorlar mı? Bal gibi biliyorlar! Osmanlı aynı uygulamaları her zaman yapmıştır ama daha yumuşak şekilde. Tahta çiktığında, elini ilk önce öz erkek kardeşlerini öldürerek kana bulayan bu toprakların mutlak hakiminden hangi hak, hukuk, eşitlik veya hoşgörüden bahsedilebilir?
Ermeni isyanı bahanesine bir örnek vermek gerekirse; Kürtler temel hak ve özgürlüklerini elde etmek, maruz kaldıkları zulme karşı mücadele verdikleri için Saddam da kimyasal silah kullanarak Halepçe’de korkunç bir katliam gerçekleştirdi. İnkar mı edilmeli, unutmalı, gizlenmeli mi? Saddam’a bir haklılık payı çıkarmak mı gerek! Bu mu bilim adamlığı, bu mu insanlık? Söz konusu katliam bir ilçede gerçekleştirildi; 1915 soykırımı gibi ülke genelinde değil. Saddam suçunu kabul etti mi hiç? Yüzyıl daha yaşasaydı kabul eder miydi? Havadan sudan bahaneler öne sürmez miydi? Asuri-Keldanilere (Suryani) karşı gerçekleştirilen soykırımı ise gün gibi ortada. Bu halkla ilgili, Ermenilere karşı öne sürüle havadan bahanelerden ibaret de olsa herhangi bir sebep de yok (şimdiye kadar yok, ama icat edilebilir, yaratılabilir). Elazığ’dan Silopi’ye, Van’dan Maraş’a kadar yayılmış Suryanilerin suçu günahı ne idi? Bu halka karşı yapılan soykırımının tarihi detaylarına girmeye şu anda gerek yok.
Merak ettiğim; sözkonusu propaganda neferlerinin Suryani halkına karşı yapılan soykırım ile ilgili düşünceleridir. Ya da maksatlı suskunluklarıdır. Bilim adamının görevi, araştırarak gerçeği bulup insanlığa sunmaktır. Bilimsel ve belgesel araştırmalarında konu ile ilgili hiç mi bir bilgiye belgeye ulaşamadılar. Devlet arşivleri sadece onların elinde olduğuna göre… “En doğru, onurlu ve yararlı yol, gerçeği söylemektir.”
YENİ ÖZGÜR POLİTİKA
|
|